Türk dilimiz; Türkçemiz

Türk dilimiz; Türkçemiz

26 Eylül 1932’de gerçekleştirilen ilk dil kurultayı ile belirlenen gündür; Türk Dil Bayramı. 89. yılımız kutlu olsun. 26 Eylül-6 Ekimde 1932 yılında gerçekleşen ilk kurultay ile özümüze dönmemizi, halk dili ile resmi dilin aynı olmasını, tarihimize ve değerlerimize sahip çıkmayı sağlayan en büyük güce sahip olduğumuz gündür; bugün!

Bir ülkenin var olabilmesi için gerekli 5 varlık vardır. Bunlar: Vatan, millet, bayrak, marş ve dildir. Bunlardan birinin olmaması, hatta eksik olması o ülkenin tam bağımsız olmamasını, olamamasını gösterir. Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Ülkesini yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmalıdır’ diyerek dilin önemine işaret etmiştir.  

Hangi ülkeye giderseniz gidin; ister gelişmiş, ister gelişmekte olan, isterse geri kalmış ülke olsun; mutlaka bir anadili vardır. Hatta devlet kurmayıp; topluluk halinde yaşayan Kızıl Derililer, Eskimolar, Aborjinlerin bile….. Kendi aralarında konuştuğu lehçe farklı olabilir ama oluşturdukları milletin ortak bir dili vardır! Ülkemizde birçok evde Lazca, Arapça, Kütçe, Boşnakça, Arnavutça, Kırgızca… gibi 42 farklı dil konuşuluyor. Amerika’ya gidersek bu sayı 256 farklı dil olarak çıkıyor karşımıza... Peki Amerika’da ana dil nedir? Kaç farklı dil kullanılıyor? Tabi ki; her ülkede olduğu gibi resmi tek dil; İngilizce!

‘Dil neden bu kadar önemlidir’; sorusu geliyor aklımıza… Dilin en özenli özelliği, farklı renk, din, ırk gibi farklılıkları birbirine çimento gibi birleştiren güçtür! Dil; kişinin düşünce, duygu ve bilgilerini dile getirebilen, geçmiş-bugün-gelecek arasında bağ kurulmasını sağlayabilen en önemli unsurlardan birisidir. Bir ülkeyi parçalamak isteyen karşı güç önce dil ile sonra tarih ile bozar. Birbiri ile doğru iletişim sağlayamayan ve nereden geldiği bilmeyen kişi her zaman afallamaya mahkumdur. Zaman bundan sonrası da kolaydır...

Bulunduğumuz çevreye, aileye, sosyal ortama göre farklı farklı diller ve lehçeler kullanırız. Kendi bulunduğumuz sosyal ortamdan, farklı bir ortama geçtiğimiz zaman çoğu kişi, o yörenin lehçesini pek kullanmaz ve geldiği toplumun konuşmasına ayak uydurur.

Almanya’dan örnek verelim… Almanya’da Almanlardan sonra en kalabalık topluluk Türklerdir! Evde Türkçe konuşulur ama iş yerinde, okulda, üniversitede, hastanede, havaalanında… her yerde Almanca konuşulur. Düşünsenize; birisi Türkçeden başka bir dil bilmiyor, diğeri Almancadan başka bir dil bilmiyor. Nasıl devlet sektöründe işini yaptıracak? Ülkemizde ise bu konuda sürekli baskılarla karşılaşırız. Oysa optimist gibi görünen bazı kişilerin kötü niyetle yaklaşıp; içerideki çimentoyu parçalamaktır; amaç.
Bizler Türkçemizin tarihini pek bilmeyiz ama Türkçemizin tarihine baktığımız zaman, aslında kökeni çok eskilere dayanır. Bizim yerimizde başka bir millet olsa, bunu övüne övüne anlatırdı… Atatürk’ün biz sözüne kulak verelim: ‘‘250 yıl geriye giderseniz Amerikalı bulamazsınız, 900 yıl geriye giderseniz Rus bulamazsınız 1200 yıl geriye gidin İngiliz yok. 1700 yıl geriye gidin Fransız, 2000 yıl geriye gidin Alman bulamazsınız İnsanlık tarihinde ne kadar geriye giderseniz gidin Türk'e rastlarsınız’’sözü bence çok anlamlı. Türk tarihi çok eski olduğu için de Türkçeyi çok eski yazıtlarda da görebiliriz. 1300 yıl önce birçok millet yokken Bilge Tonyukuk için yaptırdığı Tonyukuk Anıtı’na bakmak yetmez mi? Bana en ilginç gelen Mu Adası ile ilgili yazıtlar idi…

Atatürk’ün,1936 yılında yapılan çalışmalardan haberinin olup; konu ile ilgili James Churchward’dan da bilgi alması, Türkler ile Mu döneminde yaşayanların biyolojik çalışmalarının da birbirine benzediğini öğrenir. Ama ne yazık ki; önce 14 belgenin tamamına, daha sonra ilk 7 belgeye ulaşılamaz; evrakların hala nereye gittiği bilinmez ki; en önemli belgelerdir; o belgeler! Bizler hem köklü millet olarak, hem ülkesinde yaşamın başlangıç noktası olması olmasından dolayı tarihin nirengi noktadayız. Önce Göbeklitepe’ye bakalım, dünya tarihini değiştirmedi mi? Sonra Mu Adası’na bakalım. Milattan önce 12.000 yılındaki afetle Mu’nun battığı döneme kadar devam eden 60.000 yıllık dönemde yaşayanlarla yazıtların ne kadar Türklere benzediğinin saptandığını hatırlayın! Mu batması ile en eski tarihe dayanan batan 12 bölgede, 3 grup olduğu bilinir. Bunlar: Sümerler, Uygurlar ve Mayalardır. Uygurların ve Sümerlerin geçmişinin Türklere dayandığı ispatlanmış, Mayaların yazıtlar işin kompedanı James Churchward tarafından bulunup, bazı benzerlikleri fark ettikten sonra, Atatürk araştırma için Meksika’ya Tahsin Mayatepek’i göndermiş ve Türkçe ile ne kadar benzettiğini öğrenmemiş miydi? Yani tarihimizi ve Türkçemizin nereye dayandığını görebiliyor musunuz?

Osmanlı İmparatorluğu döneminde 3 kıtaya yayılmamıza karşın, herkesi inanç-dil gibi öznel değerlerinde serbest bırakmasına karşın, bugün çok iyimser görünen emperyalist ülkeler ise, işgal ettikleri yerlerde kendi dillerini konuşturdukları için dilleri dünyaya yayılmamış mıydı? 

Dünya geneline bakalım... Türkiye haricinde, Türki Cumhuriyetleri olarak Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türk toplulukları olarak (çoğu Rusya’nın içinde) olarak Özerk Altay Cumhuriyeti, Başkurtistan, Balkayra (Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi'nde), Çuvaşistan Cumhuriyeti (Rusya’nın ortasında), Dağıstan Cumhuriyeti, Gagavuzya, Doğu Türkistan,  Hakasya, Karaçay-Çerkez Cumhuriyeti, Tataristan, Tuva, Yakutistan ve Kırım bölgesi, Çin’de Sincan-Uygur bölgesi, Şunhua Salar bölgesi… Kosova, Bosno Hersek, Karadağ gibi yerlerde de Almanya’da olduğumuz gibi, oldukça kalabalık bir kitleler var; dili olduğu için Türkçe konuşan… 

Bu kadar kadim bir geçmişi olan, dünyanın her tarafında devletler, topluluklar kurmuş bir millet olarak, Türkçemizin gerçekten değerini biliyor muyuz; gerçekten hakkını vererek kullanabiliyor muyuz? Kısa bir süre önce hükümet karar almıştı. Türki Cumhuriyetlerinden gelenler ile bizim dilimizdeki harf farklılıklarının düzenlenmesi durumu... Çok sevindim böyle bir çalışma yapıldığı için! Zaten Yunus Emre ve Türk Dili yılındayız!

Ülkemizde en geniş iktisadi ve idari bilimler sözlüğünü 15 yıl meşakkatli bir çalışma sonunda hazırlamış bir kişi olarak; Türk Dil Kurumu, YÖK gibi kurumlardan da destek alamamam, bizim hal birçok kurumda bu değerin anlaşılmadığını, anlaşılamadığını göstermiyor mu? Bana ilginç gelen bir konuyu sizinle paylaşmak istiyorum. Türk Dil Kurumu 2 ayrı bölümden oluşuyor; biri Türk dili üzerinde çalışmalar yapmak, diğeri ise, Türk dilinin güncel sorunlarını bularak; çözüm üretmek. Hem Türk Dil Kurumu yayın yönetmeni, hem de Türk dili bölümünün yetkilisi olarak Mehmet Ölmez’in kendisi ile görüşmek için randevu almıştım. İTÜ’de kendisi ile görüştüm ve şunu söyledim: ‘’Ülkemizde en geniş kapsamlı İİBF öğrencilerine sözlük hazırlamaktayım. Kelimelerin %80 üniversitelerdeki akademisyenlerden alınmasına karşın; bulamadığım kelimeleri Türk Dil Kurumu sözlüğüne bakarak bulmak istedim. Birçok yeni çıkan kelimenin anlamı yoktu. Daha sonra dil bozulup, ‘ileti’ mail, ‘yazıcı’ ‘printer’, ‘binek araç’ taksi’, ‘tarayıcı’ printer, ‘güdü’ motivasyon, ‘yön buldurucu’ navigaston, ‘özçekim’ selfie gibi kelimelerle tanımlanıyor. Benim yaptığım çalışmalarda, Türkçemize birçok sözcüğün anlamını hemen akademisyenlerden alıp Türk Dil Kurumu’na vermiş olacağım; kelimeler akademik tanımlar olarak Türkçemize kazandırılacak.’’  Dediğim zaman, ‘’Ebru hanım, biz Türk Dil Kurumu olarak, bir kelimenin 2 yıl kullandığını görmeden, Türkçe karşılığı olan kelimeyi vermeyiz’’ demesi, bana çok ilginç gelmişti. Birkaç ay kullanılsın, fark edildikten sonra da 2 yıl geçsin; zaten ondan sonra Türkçe karşılığını kullanmayız ki… Teyp, flash bellek, cd, otobüs, çip gibi kelimeleri karşılığını bilen var mı? Diğer kurumlar çok iyi çalışsa da, Türk Dil Kurumu bu konuda kesinlikle geride! Umarım 2 yıl bekletmeden, yabancı kelimelere karşılık, yeni kelimeler sizlere ulaşabilsin. Ben de bu çalışmaya önümüzdeki ay katkı vermeye başlayacak kişilerden birisiyim. Atatürk’ün dediği gibi ‘Türk dilinin kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, alakalı olmasını isteriz.’ der.

Tarihe bakarak ders alınan yer, dile bakarsak milletteki çimento etkisini görürüz. Tarih, hayattan ders almayı, dil bilgiyi alıp-vermeyi sağlar. Bu ikilinin olmadığı veya eksik olduğu ülkelerin bugüne kadar yükselmesine, ilerlemesine tanık olunmamıştır. Yabancı kelimeler içini 2 yıl kelimelerin bekletilmediği, Türki Cumhuriyetleri ile ortak dl çalışmamızın tamamlandığı, ülke genelinde ne kadar çok Türkçe konuşanın olduğunun fark edildiği, dükkanlardaki yabancı kelimelerin yerini Türkçe kelimelerin aldığı ve dünya genelinde bulunan turistik yerlerde İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca, İtalyanca konuşmalara çevrilen anlatımların, Türkçeye de çevrilmesi için kendimizi göstererek başarabiliriz. Tabi tüm bunun için, önce hepimiz Türkçemizi güzel konuşmalıyız.

Atatürk’ün dediği gibi: ‘Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlâkının,

anneannelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyin, dili sayesinde muhafaza olduğunu görüyoruz. Türk dili, Türk milletinin kalbidir; zihnidir’ der ki; sonuna kadar katılıyorum. Hepinizin Türk Dil Bayramını kutluyorum.