1920TKP: Vatan, Cumhuriyet, Emek... Başarıya ulaşmama ihtimali yoktur

1920TKP: Vatan, Cumhuriyet, Emek... Başarıya ulaşmama ihtimali yoktur
1920TKP Parti sözcüsü Şener Ataş, Vatan, Cumhuriyet, emek şeklinde formüle edilecek bir ittifak oluşturulabileceğini söyleyerek “Bu temel değerler eşliğinde ulusal demokratik güçlerin bir araya geleceği bir iradenin başarıya ulaşmama ihtimali yoktur” dedi.

Türkiye’de muhalefet erken seçim çağrıları yaparken, iktidar ise seçimlerin zamanında yapılacağını dile getiriyor. Erken ya da zamanında yapılacak seçimlerde halkın önüne alternatif olarak ise AKP ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı ile karşısında CHP ve İyi Parti’nin başını çektiği fakat farklı partiler tarafından da desteklendiği bilinen Millet İttifakı seçenekleri sunuluyor. Buna karşılık her iki ittifakında içinde yer almayan siyasi partiler ile bazı önemli isimlerden yeni seçenek, 3. Yol, Ulusal blok gibi isimler altında yeni bir ittifakın kurulması yönünde çağrılar yapılıyor.

Haber2021 olarak adına ‘Türkiye İttifakı’da denilen çağrıları farklı siyasi partilere, aydınlara sorduk.

1920TKP Parti sözcüsü Şener Ataş ‘Türkiye İttifakı’ ile ilgili Haber2021'in sorularını yanıtladı.

1. Türkiye siyaseti, 16 Nisan referandumu ardından yapılan anayasa değişikliği ile fiili bir iki partili bir yapıya sıkışmış görünüyor. Bu durumu sosyalist siyasal hareketin olanakları bakımından nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye halkının mücadelelerle elde ettiği kazanımların tırpanlandığı bir süreçten geçiyoruz. Böylesi bir süreçte oylama sonuçları şaibeli bir referandum ile partili cumhurbaşkanlığı sistemine geçiş, hem parlamenter sistemin boğulmasına hem de zaten basiretsizce hareket eden muhalefetin söylemlerinin iktidar tarafından belirlenmesine neden oluyor.

Böylesi bir sistemde sermaye, tarikat, mafya ilişkileriyle çevrilmiş olan burjuva siyasetinin söylemleri de belirli bir noktaya kadar halkı kandırabiliyor. Büyük burjuvazi tarafından desteklenen siyasi oluşumların da er ya da geç kirli ilişkiler içine girdiğini hep yaşadık. Birçok kez ortaya döküldü. “Zaten bunlar birbirinin aynı” söylemi ile de halkın bu durumun farkında olduğunu düşünebiliriz.

Bu kadar benzerlikler içersinde söylemleri ile sosyalist hareketin elinde birçok olanak bulunduğunu söyleyebiliriz.

2. Sosyalist hareketin siyasal bağımsızlığını koruması ve ülkeye bir seçenek sunması bakımından acil görevler sizce nelerdir?

1980’lerde başlayan neoliberal politikaların tüm dünyayı sardığı süreç ne yazık ki ülkemizde de fikirsel anlamda problemli bir dönemin başlangıcı oldu. Tüm bunların yanısıra Amerikancı 1980 askeri darbesinin de etkisiyle ülkemizde sol hareketin ideolojik devamlılığı konusunda ciddi bir kopuş yaşandığını söyleyebiliriz. 

Bu yeni dönemde solun temel değerlerinin tartışmaya açıldığı, içersine neoliberal söylemlerin etki ettiğini görebiliyoruz. Bunun sonucunu AKP’nin sol, sosyal demokrat, hatta kendini sosyalist olarak tanımlayan çevreleri zaman zaman kendi etrafında toparlayabilmesi ile ödedik.

Sosyalist hareketin bağımsızlık, demokrasi, laiklik gibi temel değerleri çerçeveleyen bir politik hattan savrulması, buralarda tavizler vermesi söz konusu bile olamaz.

Böylesi bir süreçte emekçi kitleleri emperyalizme karşı bağımsız bütün vatan, gericiliğe karşı cumhuriyet, sömürü, vurgunculuk ve talana karşı emek mücadelesi etrafında toparlayabilmeliyiz.

3. Siyasal konjonktürün sosyalist hareketin bağımsız bir çıkış için gerekli şartları sağladığını düşünüyor musunuz?

Sömürü ve baskının olduğu her düzende bu konjektürün var olduğundan söz edebiliriz. Özellikle ülkemizde cumhuriyetin kazanımlarının bir bir elimizden alınmaya çalışıldığı; laiklik, yargı bağımsızlığı, kadın hakları, işsizlik, hayat pahalılığı, çevre sorunları gibi problemlerin toplumun bütün kesimlerince hissedildiği bir ortamda sosyalist hareketin sesi bir kat daha önem kazanıyor.

İktidarın söylemlerine baktığımızda ise bırakın bu problemlere çözüm bulmayı önümüzdeki yıllarda da aynı problemlerle boğuşmaya devam edeceğimizi görebiliyoruz. Bunu en basitinden 2022-2024 dönemini kapsayan orta vadeli programda AKP kendi ağzı ile söylemiş durumda. İktidar bu programda yüzbinlerce gence işsizlik dışında hiçbir şey vadetmiyor.

Türkiye halkı işsizlik ve yoksullukla boğuşurken AKP’li kadroların aynı anda iki, üç hatta daha fazla maaş alması, kredisini ödeyemeyen çiftçinin traktörüne el konurken yandaş firmaların borçlarının silinmesi, Merkez Bankası rezervlerinin yok olması bir yana Kanal İstanbul gibi ucube projelere kaynak yaratma çabası halkın gözünde iktidarın inandırıcılığını bir kez daha sorgulatıyor.

4. Olası bir sol/sosyalist ittifakın asgari ilkeleri neler olmalıdır, hangi toplumsal kesimlerle bir araya gelmek hedeflenmelidir? Aynı anlama gelmek üzere bu ittifakta birleşilmesi mümkün olmayan eğilimler / kuvvetler nelerdir?

Anayasamızda da geçen “Türkiye Cumhuriyeti bağımsız, demokratik laik sosyal hukuk devletidir” cümlesini en temel ilkemiz olarak ele alabiliriz. Buradan bir adım geriye atmak anlamına gelecek hiçbir kuvvetle işbirliği yapılamaz.

Hem iktidar hem muhalefet saflarında yer alan Amerikan işbirlikçilerinin, Biden ne derse yapalım, S-400’den vazgeçelim, Suriye düşmanlığını derinleştirelim, İran Rusya ve Çin’e düşman olalım, finans kapitalin isteklerini ilahi emir sayalım, toplumcu ekonomiden uzak duralım, bağımsız bütün laik demokratik sosyal hukuk cumhuriyetini boş verelim, gerici ve bölücü terörle mücadeleyi bırakalım diye özetleyebileceğimiz fikirleri kabul edemeyiz.

Bu temel ilkeler şehir ve kır emekçileri başta olmak üzere toplumun birçok kesimini kapsayacaktır. Partimizin VATAN CUMHURİYET EMEK olarak formüle ettiği sloganın bu anlamda kapsayıcı olduğunu düşünüyoruz.  Bu temel değerler eşliğinde ulusal demokratik güçlerin bir araya geleceği bir iradenin başarıya ulaşmama ihtimali yoktur.

5. Cumhur ve Millet isimlerini taşıyan iki kampın dışında bir seçenek oluşturulması için yapılacak bir girişimi, parti olarak nasıl değerlendirirsiniz?

Şu an içinde bulunduğumuz siyasi konjonktürü göz önüne alırsak AKP-MHP ortaklığının Cumhuriyet’in tüm kazanımlarını tehlikeye attığını söyleyebiliriz. Dış politikada da AKP’nin sadece kendi iktidarını tehlikeye düşürmemekle sınırlı ölçüde ABD emperyalizmine karşı bir denge politikasına yöneldiğini ama hâlâ ısrarla ABD’yle anlaşmaya çalıştığını saptayabiliriz.

Diğer taraftan Millet ittifakının da bazı konularda çelişkili açıklamalarda bulunduğunu fakat ABD’ye, NATO’ya, AB’ye, emperyalizmin uzantılarına teslimiyetten başka anlama gelmeyecek politikalara yöneldiğini görüyoruz.

En basitinden AKP’nin bu zamana kadar yürüttüğü politikalarda imzası olan Deva ve Gelecek partisini yanlarında görmekte hiç sakınca görmeyen Millet ittifakının inandırıcılığını sorgulamamız gerekiyor.

Bu anlamda vurgunculuğa, gericiliğe, despotizme ve emperyalizme tam anlamıyla karşı çıkacak bir güç birliğinin elzem olduğu inancındayız.