Emperyalizm ve ekonomideki çıkmaz

Ülkemizde üretim işletmeleri borç batağında çırpınmakta, piyasadan silinmektedir. Fiziki sektördeki bu olgunun finans sektörüne yayılması Türkiye’ye çok büyük bir bedel ödetecektir. Bunalım finans sektörüne yayıldığında çok ağır sonuçları olacaktır.

Ekonomik bunalım bir sistem sorunu olarak değerlendirilmemekte, yönetenlerin yetersizliği gibi dar bir çerçevede ele alınmaktadır. Oysa gündemdeki ekonomik bunalım, yönetenlerin yeterliliği, yetersizliği, bilgisizliği ya da yanlış kararlar ile ilgili bir sorun değildir. Yönetenler ne kadar yetenekli olurlarsa olsunlar ekonomik yapı Türkiye’nin gerçekleri ile uyumlu değilse ekonomide bunalım kaçınılmazdır. Kısaca belirtmek istersek, ekonomik bunalım, ekonominin emperyalizme eklemlenmesinden kaynaklanan bir sorundur. Dolayısıyla emperyalizme eklemlenme sürdükçe ekonomik bunalımın sürmesi de kaçınılmazdır. Para politikaları, Maliye politikaları önlemleri ile soruna çözüm bulmaya çalışmak anlamsızdır. Ekonomik bunalımın çözümü devrimdir. Düzeni değiştirmektir. Düzen partilerinin (AKP dahil) yönetiminde ekonomik bunalımı çözme olanağı yoktur.  Emperyalizmin ekonomik sömürüsü altındaki ülkelerden biri olan Türkiye’deki ekonomik bunalımın nedeni, gelişmiş kapitalist yani emperyalist ülkeler ekonomilerindeki yapısal bunalımdır. Bu ülkeler ekonomik çıkmazdan kurtulmak için gelişmekte olan ülkeleri borçlandırarak kendi çıkmazlarını gelişmekte olan ülkelere ihraç etmişlerdir. Etmeye çalışmaktadırlar.

Türkiye, Cumhuriyetle birlikte başlattığı ve sürdürdüğü, ithal ikameci ekonomik politikayı 1980 yılında 24 Ocak kararları ile bırakmış, çeşitli aşamalar sonucu özellikle 2002 yılından başlayarak serbest piyasa ekonomisini benimsemiş, küreselleşme anlayışı le birlikte emperyalist ülkelerin pazarı olmuştur.

Küreselleşme sevdası sonucunda, kendi kaynakları ile dışarıya on sent ödeme yeteneği kalmamış Türkiye ekonomisi, milli gelirinin %30 u dolayında ülke dışına ödeme yapmak durumunda ise (bu borçlanma ile mümkündür) krizin ne zaman başlayacağı ya da sonlanacağı tartışması bizce saçmalıktır. Vatan Partisinin Milli Hükümet Programında “Türkiye iki yüz yıldır dış ticaret çağının yayılmacı kapitalizmine ve emperyalizme karşı savaşıyor” saptaması yapılmış, Atatürk’ün oluşturduğu ithal ikameci ekonomik yapı Vatan Partisi programın temelini oluşturmuştur. Vatan Partisi programında emperyalizmle savaş DIŞ TİCARETLE ilişkilendirilmiştir. 24 Ocak kararları ile başlayan emperyalizme eklemlenme süreci gümrük birliğine girmekle sürdürülmüş, AKP yönetiminin Türk parasının değerinin belirlenmesini piyasaya yani finans kapitale bırakması ile tamamlanmıştır. “Dış ticaret çağının yayılmacı kapitalizmine ve emperyalizme” eklemlenen Türkiye, serbest piyasa ekonomisinin kaçınılmaz sonucu olumsuzlukları yaşamaktadır. Ticaret hadleri aracılığı ile gelişmiş (emperyalist) ülkeler dış ticaret yoluyla bir saatlik emeği sömürdükleri ülkelerin beş saatlik emeği ile değiştirirler. Dört saatlik fazla emek emperyalizmin sömürüsüdür. Emperyalizmle ekonomik ilişkilerde ticaret hadlerinin emperyalizm için olumlu, gelişmemiş ülkeler için olumsuz sonuç yaratması kaçınılmazdır. Bu olumsuzluğu düzeltmenin bir yolu olarak Türkiye, serbest piyasa ekonomisine eklemlenmeden önceki dönemlerde devalüasyon önlemini kullanmıştır. Ticaret hadlerinin yaratığı olumsuzluğa karşı önlem alınmıyorsa (ki Türkiye’de bunu yaşıyoruz.) kriz yoluyla ekonomi çıkmazdan kurtulma kendiliğinden devreye girebilecektir. Türkiye’de ekonominin kriz yoluyla çıkmazdan kurtulmasına izin verilmemektedir. Çünkü ekonomik kriz, çıkmazın kaynağı serbest piyasa ekonomisini kendiliğinden sonlandıracaktır. Kriz ile birlikte, aşırı tüketim kendiliğinden kısılacak, ithalat ve ihracatı devlet denetimine alma zorunluluğu ortaya çıkacaktır. Bu ise emperyalist ülkelere vurulan bir darbe olur.

Emperyalist ülkelerle ticaret bir zorunluluktur. Türkiye 1980 öncesi bu zorunluluğu çok alt düzeyde tutmuş olmasına karşın, ticaret hadlerinden kaynaklanan olumsuzlukları yaşamış ve kurtulmak için devalüasyon aracını kullanmıştır. 2002 yılından başlayarak, aşırı biçimde emperyalizme eklemlenmemiz ve bunun yarattığı olumsuzluklara karşı, herhangi bir önlem almamış olmamız, artık devalüasyonu da çare olmaktan çıkarmıştır. Serbest piyasa ekonomisi ve sıcak para Türkiye’de, tüketimi aşırı artırmıştır. Türkiye’nin tüketimi kısma dışında çaresi kalmamıştır. Tüketim ya serbest piyasa ekonomisinden vaz geçilerek, kambiyo kısıtlamaları ve kur denetim altına alınarak kısılacak ya da kriz sonucu tüketim kendiliğinden kısılmış olacaktır. Çünkü kriz demek, döviz dar boğazına girmek ve dolayısıyla ithal olanaklarının aşırı ölçüde kısıtlanması demektir. İthal olanaklarının aşırı kısıtlanması tüketimi de kısacaktır. Serbest piyasa ekonomisi bırakılıp, Kemalist devrimin ithal ikameci ekonomi politikalarına geçilmemesi durumunda, çıkmazdan kurtulanamayacağı gibi yeniden çıkmaza girilmesi kaçınılmazdır.

Türkiye’nin emperyalizmin sömürüsü altında serbest piyasa ekonomisini sürdürebilmesinin tek yolu borçlanmaktır. Bazı iktisatçılar Türkiye’nin borç ödeme yeteneğinin kalmadığını, bu nedenle borç bulmakta zorlanacağını belirtmektedirler.

Bu söylem, finans kapitalin bize himmet ettiği sıcak para gönderdiği, bundan böyle artık göndermeyeceği düşüncesini öne çıkarıyor. Oysa sıcak paraya gereksinim duyduğumuz için sıcak para gönderilmiyor. Finans kapital (Emperyalist ülkelerin para politikalarını siyasi otoriler değil finans kapital belirler) sıcak para ihraç etmek zorunda olduğu için Türkiye’ye sıcak para geliyor. Sıcak para geldiği sürece de ekonomik kriz beklentisi çok gerçekçi olmuyor. Bizi bekleyen tehlike kriz değil, ekonominin dibe vurması, milli ekonominin çökmesidir.

Ekonomik kriz Türkiye’nin değil, emperyalist ülkelerin çıkmazıdır. Son yılların ekonomi politikaları ile emperyalist ülkelerin egemenliği altına sokulmuş ülkemiz ekonomisinin emperyalist ülkelerdeki krizden etkilenmemesi elbette söz konusu değildir. Ancak krizin kaynağı Türkiye değil emperyalist ülkelerdir. Esas kriz tehlikesi emperyalist ülkeler için geçerlidir. Sıcak para emperyalist ülkelerin karşı karşıya oldukları ekonomik krizi öteleme, geciktirme yoludur. Kapitalist ekonomide üretim tüketime bağlıdır. Tüketim azalırsa üretim daha artan bir hızla azalır. Üretimin azalması tüketimi çok daha azaltır. Bu bir çıkmaz sokaktır. Bu çıkmaz sokak emperyalist ülkelerin, sömürdükleri ülkelerin tüketiminden medet ummalarına yol açar. Sömürmekte oldukları ülkelerin tüketimi artık onlar için yaşamsal önem kazanır. Bunun yolu da sömürülmekte olan ülkelere sıcak para ihraç etmek ve bu ülkelerin tüketimini bu yolla artırmaktır. Emperyalist ülkeler için bu yol da çıkmaz sokaktır. Ancak bu çıkmaz sokağın ne zaman sonuna gelineceği bilinemez. Kriz edebiyatı yapan iktisatçılar nedense krizin esas nedenine değinmezler. Kendi krizini çözemeyen ülkelerin Türkiye gibi ülkelere “artık size para göndermeyeceğim, borçlarınızı ödeyin” deme lüksleri yoktur. Bu geciktirmeye çalıştıkları girdabın içine düşmeyi kabullenmeleri demektir. Sıcak paranın kendileri için kağıt ve mürekkepten başka maliyeti de yoktur. Emperyalist sistem tıkanmıştır. Olay Türkiye’nin borçlarını ödeyebilmesi ya da ödeyememesi değildir. Olay çok daha derindedir. Türkiye’nin borçlarının ödenemez durumda olması üzerinde duran iktisatçılar sorunun özünü dile getirmemektedirler. Ancak emperyalist ülkeler para basarak, gelişmiş ülkelere sıcak para göndermeyi de sonsuza kadar sürdüremezler. Bir yerde para basma çözüm olmaktan çıkacak emperyalist ülkelerde çok yoğun ekonomik bunalım yaşanacaktır. Bir gün olacaktır. Ama ne zaman olacaktır? Kesin olarak belirtmek zordur. Önemli olan emperyalist ülkelerde 2007 de uç veren ekonomik krizin önlenememesidir. Çünkü dönemsel bir kriz değil, yapısal, bünyesel bir kriz yaşanmaktadır.

Özetle çözüm nedir? Türkiye için çözüm, Kemalist devrimi tamamlamak, bir milli hükümet kurmak ve milli hükümet programı uygulamak yani kambiyo sınırlamalarını yürürlüğe koymak ithal ikameci ekonomi politikaları yeniden uygulamaya başlamak, emperyalist ülkelerle ticareti aşırı ölçüde kısıtlamaktır. Köklü çözüm ise, kapitalist ve emperyalist ülkelerle ticaret ilişkilerinin sonlandırmak, küresel ticareti dışlayan kendi tüketimini kendi üreten yeni bir ekonomik yapı oluşturmaktır. Ancak bunun için, gerçek anlamda halkçı kültür ve değerleri yürürlüğe koymak, yerleştirmek gerekir. Toplumda halkçı bir kültür yaratılmadan, emperyalist anlayışın ekonomik, sosyal, siyasi egemenliği yıkılamaz.

Yazarın Diğer Yazıları