SAHİM-SEN Genel Başkanı Akarken: Sağlık ordusunun sorunları çözüm bekliyor

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
SAHİM-SEN Genel Başkanı Akarken: Sağlık ordusunun sorunları çözüm bekliyor
Abone ol
Sağlık Hizmetleri Sendikası Genel Başkanı Özlem Akarken, Haber2021'in sorularını yanıtladı. İşte sağlık emekçilerinin sorunlarından askeri hastaneler tartışmasına ve TTB Başkanı Fincancı'nın 'kimyasal' iddialarına bir çok konu başlığını içeren söyleşimiz...

Uğurcan Yardımoğlu-Röportaj

Ülkemiz çalkantılı bir siyasi sürecin içinde. Bu süreçte Türkiye’nin güvenliği için terörle mücadele de sürüyor. Bir yandan siyasilerin iktidar mücadelesi devam ederken bir yandan da güvenlik güçleri görevlerini yerine getirmeye çalışıyor. Fakat bazen bu iki olgu iç içe geçiyor ve terörle mücadele siyasi gündemin ilk sıralarına yükseliyor. Çeşitli siyasi kesimlerin bu mücadeleye dair farklı değerlendirmeleri mevcut. Ancak bir tanesi gündemi uzun süre işgal etmeyi başardı. Türk Tabipleri Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın Türk Silahlı Kuvvetlerinin terörle mücadele esnasında ‘Kimyasal Silah’ kullandığı iddiaları ve bu iddialar üzerine gözaltına alınması geçtiğimiz haftaların sıcak gelişmesiydi. Peki bütün sağlık çalışanları veya sağlık emekçilerinin yer aldığı kuruluşlar Fincancı’nın görüşünü paylaşıyor mu?

Haber 2021 olarak Sağlık Hizmetleri Sendikası (SAHİM-SEN) Genel Başkanı Özlem Akarken ile hem Fincancı’nın açıklamalarını hem de genel olarak sağlık çalışanlarının yaşadığı sorunları konuştuk. SAHİM-SEN, 2016 yılında Akarken öncülüğünde 18 sağlık kurumu çalışanı tarafından kuruldu. İnternet sitelerinde kendilerini açıkladıkları metne göre “03 sağlık ve sosyal hizmet kolunda”, devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü, milli egemenlik ile Atatürk ilke ve inkılapları başta olmak üzere; tam bağımsızlık, demokrasi, adalet, hakkaniyet, hukukun üstünlüğü, adil çalışma koşullarına sahip olma, maddi ve manevi varlığın korunması ve eşitlik ilkeleri benimsenerek kurulan sendika üyelerinin önemli bir kısmı geçmişte kapatılan askeri hastanelerde çalışıyordu. Şimdi sayıları artarak sağlık kurum çalışanlarının umudu olmayı hedefliyorlar. Akarken, askeri hastanelerin kapatılma sürecine ve yeniden açılmasının mümkün olup olmadığına ilişkin sorularımızı da yanıtladı.

 

İsterseniz  ilk önce sağlık emekçilerinin güncel sorunlarını ve bu noktada sendika olarak sizin çözüm önerilerinizi konuşalım. Sahim-Sen’in öncelikli talepleri nelerdir?

Öncelikle sağlık çalışanlarını bir bütün olarak değerlendirdiğimi söyleyerek başlamak istiyorum. Sağlık kurum çalışanlarını hekiminden hemşiresine teknisyeninden teknikerine hasta kabul personelinden genel idari personeline teknik hizmetler personeline temizlik personelinden güvenlik personeline kadar bir bütün olarak değerlendiriyorum. Sağlık çalışanlarını “Sağlık Ordusu” olarak adlandırıyorum. Bu insanların ciddi sorunları var ve bunların büyük bir kısmı henüz çözüme ulaştırılmadı.

SAĞLIK ORDUSUNUN SORUNLARI

En önemli sorunumuz sağlık çalışanlarının tek kalemde maaş alamıyor olmasıdır. Bizim en önemli talebimiz tek kalemde emekliliğe yansıyan bir maaş almaktır. Buna ilişkin düzenlemeler yapılacağı yönünde  yetkililer tarafından bize ümit verilmişti. Ancak Temmuz ayında aldığımız maaştan sonra ek ödeme  yönetmeliği yayınlandı ek ödeme ve teşvik adı altında ek ödeme yönetmenliği ile maaşımız  4-5 parçaya bölünmüş olduk. Tek maaş talebimiz karşılanmadı. Biz her zaman sağlık kurum çalışanları olarak tek kalemde maaş istiyoruz .Meslek gruplarına ayırarak  bir sağlık tazminatı verilebilir her çalışanda her ay ne alacağını bilir.

Yardımcı hizmetler sınıfının kalkmasını istiyoruz. Sağlık kurumlarında kara bir leke olan yardımcı hizmetler ifadesinin sadece sağlık kurum çalışanlarında değil bütün kurumlarda kaldırılmasından yanayız. Kamu kurumlarında yardımcı hizmetler sınıfının bir kereye mahsus eğitim öğretim seviyesine göre teknik hizmetler sınıfı ve genel idare hizmetler sınıfına ayrılmasını istiyoruz. Hemşireliğin de artık branşlaşmasını istiyoruz. Hemşirelerimiz hekimlerimizden sonra en fedakâr sağlık çalışanları olarak bütün kliniklerde, polikliniklerde hizmet veriyorlar. Ama görev tanımlarının dışında da işleri yapmaya zorlanıyorlar. Onlar için mücadele veriyoruz.

Genel İdari Hizmetler Sınıfı, Veri Hazırlama Kontrol Hizmet Sınıfı, gibi sağlık branşında olmayıp büyük bir şekilde mücadele eden insanların hakları da verilmiyor, talepleri sürekli öteleniyor. Sözleşmelilere kadro diyoruz her kamu personelinin görev tanımlarının yeniden düzenlenmesini istiyoruz. Hitap bilgilerinin düzenlenmesini , SGK Tescil Hizmet Dökümlerindeki eksikliklerin giderilmesini istiyoruz. Kamu dışı aile sağlığı çalışanlarının kadroya alınmasını talep ediyoruz. Aile Sağlığı Merkezi çalışanlarının ek ödeme yönetmeliği başta olmak üzere ek ödeme yönetmeliklerindeki katsayılarının yeniden düzenlenmesini bekliyoruz. Laboratuvar çalışanlarının hizmet verdiği kan bankalarında çalışan sağlık personelinin de artırımlı nöbet ücretinden yararlanması gerektiğini kan bankalarının da acile hizmet veren bir kısım olduğunun altını çiziyoruz. Adalet Bakanlığına bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü ne bağlı tesislerde görev yapan sağlık çalışanlarının da özlük haklarının düzenlemesini istiyoruz. Engelli çocuğu olan sağlık çalışanlarına sunulan sağlık kamu hizmetini aksatmayacak şekilde eğitim ve günlük bakım izni verilmesine ilişkin yeni kapsamlı bir düzenleme yapılmasını ,banka promosyonlarının adil olarak revize edilmesinin çalışanın mağdur edilmemesinin sağlanmasını talep ediyoruz. Biz Sahim-Sen olarak ‘Sağlık kurum çalışanları bir bütündür’ diyoruz haklarımızın verilsin, ötelenmesin diyoruz.

Bunların dışında, her sağlık kuruluşuna kreş zorunlu olmalıdır diyoruz. Firmaların getirdiği kalitesiz yemeklerden yemek istemiyoruz, Biz yemek ve ulaşım desteği istiyoruz.

Askeri hastanelerin yeniden açılması gündeme geldi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Milli Savunma Bakanımız Sayın Hulusi Akar, bizim askeri hastanelere ihtiyacımız var dedi. Henüz bir gelişme yok. Bakın, 2016 yılında 33 tane askeri hastane vardı. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın aynı yıl yaptığı açıklamayla bu hastaneler Sağlık Bakanlığına devredildi. Gerekçeleri ise, hastanelerin daha iyi işletileceği iddiası idi. Ancak bugün bu hastanelerin binaları dahi harabe haline geldi. Çoğu bina kapatıldı. Tarihi binalar maalesef tarihi statüde korunması gerekirken gerekli önem verilmedi. Yakın zamanda eski adıyla Gümüşsuyu Asker Hastanesine uğrayanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır. Şimdi bir geri dönüş görüyoruz.

Biz Sahim-Sen olarak askeri hastanelerin kapatılması üzerine kurulduk. Hem devrolduğumuz  hastanelerdeki personellerin hakları  için hem de kapatılan hastanelerden Sağlık Bakanlığı’na devrolan personelin hakları konusunda mücadele vermek için kurulduk. Biz geldiğimiz noktada şunu görüyoruz: 24 Kasım 2016 tarihinde Resmi Gazete’de ilan edilen 6756 sayılı kanun ile yasalaşan 669 sayılı KHK ile devrolan askeri hastane personelinin özlük haklarının korunmasını istiyoruz. Bakın bir kurumu kapatmak kolaydır ancak yeniden açmak zordur. Biz Sahim-Sen olarak Mehmetçiğimiz için elbette askeri hastanelerin açılmasını istiyoruz ama bunu zor görüyoruz. Çünkü bizi yıllarca hizmet verdiğimiz askeri hastanelerden tabiri caizse bir çuvala doldurup gönderdiler. Askeri hastanelerde eğitimler sonucunda aldığımız sertifikalar yok sayıldı, sağlık astsubaylarının unvanları alındı, lojman haklarımız verilmedi, tesislerimize girmekte zorluk çektik. Askeri tabiplere tuttukları nöbetin ücreti ödenmedi hukuk yoluna başvur denildi. Kaybedilen haklarımız için mücadele ediyoruz, hukukun üstünlüğünü esas alıyoruz. Anayasamızın emrettiği hukuk düzenine göre hareket ediyoruz. Bu noktada adalet ve hakkaniyet ilkesinin esas alınması gerekiyor.

Peki askeri hastanelerin kapatılmasının nedeni neydi sizce?

Şu anda biz Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı nezdinde Askeri Sağlık Sistemi Personel Planlamasının Temelleri 2022 adı altında uzman arkadaşlarımızla bir çalışma yaptık. Harp cerrahisi dediğimiz bir uzmanlık alanı var. Sağlık Bakanımızın yaptığı açıklamalara göre Güneydoğu ve operasyon bölgelerine hizmet verilmekte. Ancak Milli Savunma Bakanımız ‘Askeri hastanelere ihtiyacımız var, Sağlık Bakanımız da bu konuda bizimle hem fikir diyor.’

Her şeyden önce askeri hastaneler eğer ihtiyaç halinde yeniden kurulması gerekiyorsa, daha önce devrolan askeri personelin özlük hakları korunmalı. Daha önce ifade ettiğim gibi bir kurumu kapatmak kolay, yeniden açmak ise zordur. Bizler elbette Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı insanlar olarak her türlü zorluğu göğüslemeye hazırız. Ancak devrolan personelin önemli bir kısmı ya emekli oldu, ya istifa etti ya da özel hastanelere geçti. Herkes yeniden düzenini kurdu. İnsanlar yıllarca TSK’ya dönmek için mücadele etti, dilekçeler verdi, davalar açtı ve yıllarca bekledi. Ama hiçbiri olumlu dönüş alamamıştı. Şimdi düzenini kuran bu insanların yeniden açılacak askeri hastanelerde rolü ne olabilir bunlar iyi düşünülmeli.

MODERN BİR ORDUNUN ASKERİ SAĞLIK SİSTEMİ OLUR

Şurası kesindir ki, dünyanın bütün modern ordularının askeri sağlık birimi olur. Askeri sağlık sisteminin gerek ülkenin ordusu gerekse genel sağlık sistemi açısından yadsınamayacak bir ihtiyaç olduğu gerçeği var. Böyle bir gerçek karşısında bu sistemin iyi planlanmış ve organize olmuş şekilde kurulması ve sürdürülmesi büyük bir önem arz etmektedir. Bu anlamda yalnızca askeri hastaneleri açmak yahut en teknolojik araç gereçlerle donatmak yeni mezunlarla bir düzen kurmak tek başına iyi bir planlama olarak değerlendirilemez. Asla askeri eğitim sistemi gibi kendine özgü koşullara göre sevk ve idare edilen, kendine özgü normları olan askeri sağlık sistemi içerisinde görev yapacak olan personel, sistemin başarısında büyük bir rol üstlenmektedir. Yalnızca askeri sağlık sisteminin gerektirdiği disipline, soğukkanlılığa ve görev bilincine sahip olan personel, bu sistemin işlemesine katkı sağlayacaktır.

669 sayılı KHK ile kendi isteği dışında devrolan personel devir sürecinde büyük mağduriyetler yaşamıştır. Bu süreçte birçok personelin ailevi ve sosyal düzeni bozulmuş, yine birçoğu gelecek planlarını tamamen değiştirmek durumunda kalmıştır. Bu duruma bir şekilde alışanların tekrardan kendi istekleri dışında bir devir sürecine sokulmasının askeri sağlık sistemine zarar vereceğini değerlendiriyoruz. Yeniden askeri hastaneler açılırsa daha önce Sağlık Bakanlığına devredilmiş personelin yeniden bu işte görevlendirilmesi için herkesin rızası alınmalıdır. Çünkü bu personel, aile ve sosyal düzenini yeniden değiştirmek zorunda kalacaktır. Bu da onların moralini etkiler ve çalışma barışına zarar verebilir.

669 sayılı KHK ile devrolan personelin yeniden askeri hastanelerde görevlendirilmesiyle ilgili başka sorunlar da var. Mesela daha önce devrolan personelin tamamı mı yoksa belirli bir kısmını yeniden askeri hastanelerde görevlendirilecek? Sağlık bakanlığına devrolan personelin yalnız belirli bir kısmının Milli Savunma Bakanlığı kadrosuna geçirilmesi ve diğerlerinin Sağlık Bakanlığı bünyesinde bırakılması halinde devrolan personel arasında maalesef ayrımcılık yaratan bir uygulamaya dönüşebilir ve bu da anayasamızın eşitlik ilkesine aykırı bir durumu ortaya çıkaracaktır.

Bir diğer sorun da unvanların kaybedilmesi. Askeri hastanelerin kapatılmasıyla Sağlık Bakanlığına devredilen sağlık astsubayları ve sivil memurlar unvanlarını kaybetti. Yeni durumda bu sorun nasıl çözülecektir? Milli Savunma Bakanlığının bunun adını koyması gerekir.

Tüm bu sebeplerle 6756 sayılı Kanun ile yasalaşan 669 sayılı KHK ile Sağlık Bakanlığına ve Sağlık Bilimleri Üniversitesine devrolan personelin Milli Savunma Bakanlığı kadrosuna geçirilmesi halinde özlük haklarına saygı gösterilerek unvan ve branşlarının korunmasını sağlanarak devrolmaları gerekir. Askeri hastaneleri açmayı planlayan devlet büyüklerimize bizim çözüm önerilerimiz şöyle:

Personele tercih hakkı sunulması gerekir. Bu tercih hakkının kâğıt üzerinde kalmaması adına gerek Sağlık Bakanlığı gerek Sağlık Bilimleri Üniversitesi bünyesinde kalacak gerekse de Milli Savunma Bakanlığı kadrolarına geçecek tüm personel için mağduriyetleri giderilmesi gerekir. Geçiş yapmamayı tercih eden personelin de haklarının korunması lazım.

Sizlerin aracılığıyla devlet büyüklerimize sesleniyorum: Yan ödeme kat sayısının adil olarak  düzenlenmesi, tazminatların verilmesi, Sağlık Bakanlığı Ek Ödeme Yönetmeliği’nin de TSK’ya geçecek personel için yeniden düzenlenmesi şarttır. TSK da halen görev yapan sağlık personeli başta olmak üzere bütün personel adil bir düzenleme bekliyor. Halen hizmet veren tek askeri hastane Girne Asker Hastanesi çalışanlarının da bir düzenleme yapılması artık gerekmektedir.

Bakın 2016’da Sağlık Bakanlığı’na devrolunan personele sorarsanız şu anda büyük çoğunluğu yeniden TSK hizmetinde çalışmak ister. Hala terörle mücadele ediyoruz, birçok şehit veriyoruz, gazilerimiz geliyor tedavi görüyor. Terörü bitirene kadar bizim askeri sağlık hizmetine ihtiyacımız var, keşke askeri hastanelerimiz hiç kapatılmasaydı. Jandarma Genel Komutanlığı Sahil Güvenlik Komutanlığı nasıl İçişleri Bakanlığı na bağlandıysa Askeri Hastanelerde Sağlık Bakanlığı’na bağlanır personelde mağdur edilmezdi. Maalesef acı bir reçete önümüzde duruyor. Bundan sonra yanlışlara yanlış olarak değil doğru yapma yönünde ilerlemeliyiz.

‘FİNCANCI’YI KINIYORUM’

Tam bu noktada size şunu sormak istiyorum: Türk Tabipleri Birliği Başkanı Şebnem Korur Fincancı’nın Türk Silahlı Kuvvetlerini ‘kimyasal silah’ kullanmakla suçlamasını hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben bir asker eşiyim, 27 sene Türk Silahlı Kuvvetlerinde çalıştım. TSK her zaman azimle ve kararlılıkla terörle mücadele ediyor. Bu kuruma hizmet ettiğim süre boyunca kimyasal yaralanma ve TSK envanterinde kimyasal silah bulunduğunu görmedim. TTB Başkanı  Fincancı’nın bu açıklaması TTB’nin görev ve misyonuyla çelişiyor. TTB’nin görevi Türk Silahlı Kuvvetlerini itham etmek midir? Elinizde belge varsa hukuk yolunu kullanırsınız, değilse neden açıklama yapıyorsunuz? Ben hem kendi adıma hem sendikamız adına, Fincancı’nın açıklamasını kınıyorum. Ordumuzu aşağılayan, yakışıksız ve asılsız söylemlerin hekimlik meslek onuruyla da bağdaşmadığını düşünüyorum. Fincancı’nın Türk hekimlerinin temsil edilmesi görevini üstlenen TTB Başkanlığından istifa etmesi gerektiğini hatta TTB hukuksal normuna göre  üyeleri tarafından gerekli hukuksal adımların atılması gerektiğini düşünüyorum. Türk adaleti önünde hesap vermelidir  Fincancı. Ancak gözaltına alınmasını doğru bulmuyorum. Fakat terör örgütünün maşası konumunda bir propaganda diliyle yaptığı açıklamayı kınadığımın da tekrar altını çiziyorum. Zaten sendikamızın da bu konuda bir açıklaması var.

Ayrıca Fincancı’nın temsil ettiği kurumu da riske ettiğini düşünüyorum. Türkiye’de sivil toplum kuruluşlarının topluma karşı sorumlu olduğunu, hukuka bağlı olması gerektiğini düşünürsek Fincancı hem hukuku çiğnemiş hem de TTB’yi tehlikeye atmıştır. Bunun da sorumsuzca olduğu kanaatindeyim.

Son olarak Silahlı Kuvvetlerimizin terörle mücadelesini kararlılıkla sürdürüp sonuca oluşturacağına inancımızın tam olduğunu belirtmek istiyorum. Sizler aracılığıyla, biz sağlık çalışanlarının kahraman ordumuzu sadakat ve bağlılığımızın tam olduğunu da duyuruyorum. Geçmişte olduğu gibi bugün de kahraman ordumuzun yanındayız. Yanlış bilgilerle, terör örgütünün diliyle konuşarak ordumuza leke sürülemez, bunu kabul etmiyoruz.

Kapsamlı ve son derece açıklayıcı değerlendirmeleriniz için teşekkür ederim. Son olarak eklemek istediğiniz bir husus var mı?

Herkesin hakkını arayabildiği, hukukun üstünlüğünün geçerli olduğu, adalet çerçevesinde, liyakatli bir Türkiye temenni ediyorum.

 

 


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
Bülent Esinoğlu - Servet Elitlerinin İnsana Karşı SavaşıÖnceki Haber

Bülent Esinoğlu - Servet Elitlerinin İns...

Suudi Arabistan ve BAE petrol üretiminin artırılacağı yönündeki haberleri yalanladıSonraki Haber

Suudi Arabistan ve BAE petrol üretiminin...

Yorum Yazın