Ankara
BIST3573.97
DOLAR18.5873
EURO18.1884
ALTIN1016.9
BTC/USD19653.16
Dr. Yavuz DALOĞLU

Dr. Yavuz DALOĞLU

Mail: [email protected]

Kadri Kemal Kop’un kaleminden Atatürk Diyarbakır’da

Kadri Kemal Kop’un kaleminden Atatürk Diyarbakır’da

Büyük Devrimci Önder Atatürk, I. Dünya Savaşı öncesi ve sırasında Osmanlı Devleti’nin pek çok şehrinde hem askerî görevlerde bulunmuş hem de –dönem gereği gizli tutulması gerekmiş olan– siyasî faaliyetler yürütmüştür.

Daha 1905’te, 24 yaşında Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle Şam’da V. Ordu’da görev yapmış, burada 1906 yılı Ekim’inde bazı arkadaşlarıyla kendi aralarında bilinmek üzere “Vatan ve Hürriyet Cemiyeti”ni kurmuş, daha sonra etrafa duyurmadan ve izinsiz olarak Mısır ve Yunanistan yoluyla Selanik’e geçerek burada da bu cemiyetin şubesini açmış ve tekrar Şam’a dönmüştür.

1907’de Kolağası rütbesine (Kıdemli Yüzbaşı) yükseltilerek merkezi Manastır’da olan III. Ordu’ya atanmış olan Mustafa Kemal Bey, görevini yürütmek için bu karargâhın Selanik’teki şubesinde çalışmaya başlamış ve bu dönemde ayrıca “İttihat ve Terakki Cemiyeti” içinde yer alarak İstanbul’daki siyasî gelişmeleri yakından izlemiştir. 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet ilân edildiği zaman, Mustafa Kemal yine Kolağası rütbesiyle Selânik’te askerî görevini sürdürmüş, 31 Mart gerici kalkışması üzerine 19 Nisan 1909’da İstanbul’a giren ve adını da kendisinin koyduğu “Hareket Ordusu”nun kurmay başkanlığını yapmıştır. Bundan sonra sırasıyla 1911’de İstanbul ve aynı yıl İtalyanların Trablusgarb’ı işgâliyle başlayan savaşta, 22 Aralık 1911’de Tobruk’ta zafer kazanmış ve 6 Mart 1912’de de Derne Kumandanı yapılmıştır. 1912 yılı Ekim’inde II. Balkan Savaşı sırasında Mustafa Kemal bu kez Gelibolu ve Bolayır’daki birliklerle savaşa katılmış, Edirne ve Dimetoka’nın geri alınışında büyük katkıları olmuştur.

1914 yılının temmuz ayı sonunda başlayan I. Dünya Savaşı’na aynı yılın Ekim sonlarında Osmanlı Devleti de katılmış, bu ilk büyük dünya harbinin bir tarafı ve parçası olmuştur. Mustafa Kemal Bey, elbette bu gelişmeye seyirci kalmamış ve Harbiye Nezareti’ne ısrarı üzerine Sofya’daki Askerî Ataşelik görevinden ayrılarak yurda dönmüş ve 20 Ocak 1915’te Tekirdağ’da XIX. Tümen’i kurmak üzere kumandan olarak atanmıştır. Ve sonrasında Çanakkale’de Maydos Mıntıka Kumandanlığı, Gelibolu, Bigalı, Seddülbahir, Arıburnu, Anafartalar Grup Kumandanlığı, Conkbayırı ve büyük zaferleri... Aralık 1915’te Anafartalar Grup Kumandanlığı’nı Fevzi Paşa’ya bırakarak izinli olarak Çanakkale’den ayrılmış ve İstanbul’a dönmüştür.

Çanakkale savaşlarından sonra Albay Mustafa Kemal, 1916’nın Mart başlarında Edirne’de bulunan XVI. Kolordu’ya kumandan olarak atanmıştır. Kısa süre sonra bu kolordunun aynı adla Diyarbakır’da kurulması kararı üzerine yine Kolordu Kumandanı olarak birkaç gün sonra Diyarbakır-Bitlis-Muş Cephesi’nde görevlendirilmiş, Diyarbakır’a gelerek kumandayı ele almış ve rütbesi Mirlivalığa (Tuğ General) yükseltilmiştir. Mustafa Kemal Paşa bu görevi sırasında da büyük başarılar göstererek Bitlis ve Muş’u Rus Çarlığı ordularının işgâlinden kurtarmıştır.

Mustafa Kemal Paşa, I. Dünya Savaşı’nın bitmesine birkaç ay kala, 1918 Ağustos’unun ortalarında VII. Ordu Kumandanı olarak Halep’te görevlendirilmiş ve bu cephede de İngilizlere karşı başarılı savunma savaşları gerçekleştirmiştir. 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından bir gün sonra Yıldırım Ordular Grup Kumandanı olarak atandıysa da bu ordunun çok kısa bir süre sonra kaldırılmasıyla 13 Kasım 1918’de İstanbul’a dönmüş, Harbiye Nezareti’nde görevlendirilmiştir.

Kısaca özetlemeye çalıştığım şu yukarıdaki süreç sonrasında Mustafa Kemal Paşa, olağanüstü yetkilerle donatılmış ordu müfettişi olarak 16 Mayıs 1919’da Samsun’a gönderilmiş ve bu görevi de bir Osmanlı paşası olarak son görevi olmuştur. Bu tarih yeni bir dönemin başlangıcıdır ve Mustafa Kemal Paşa artık emperyalistlerin işgâline karşı Millî Mücadele’nin, diğer bir söyleyişle Anadolu kurtuluş hareketinin başına geçmiştir. İlk iş olarak 22 Haziran 1919’da Amasya Tamimi’ni yayınlamış ve ardından Saray ve İstanbul Hükûmeti ile olan bağlarını koparmıştır. 23 Temmuz-7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Vilâyât-ı Şarkiyye Müdâfaa-i Hukûk Cemiyyeti Erzurum Şubesi tarafından toplanan Erzurum Kongresi’ne başkanlık yapmış, sonrasında da 4 Eylül-11 Eylül’de Sivas Kongresi’ni toplamış, 27 Aralık’ta Ankara’ya gelmiş, 23 Nisan 1920’de de Büyük Millet Meclisi’ni açılışına önderlik etmiştir.    

İşte kısaca özetlemeye çalıştığım bu süreç, fakat okurken bile kalp atışlarımızı hızlandıran bu çalkantılı dönem sonrasında 23 Nisan 1920’de Ankara’da Millet Meclisi açılarak yeni Türk Devleti kurulmuş, 29 Ekim 1923’te cumhuriyet ilân edilmiş ve Mustafa Kemal Paşa ilk cumhurbaşkanı seçilmiştir. Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal, Soyadı Kanunu’ndan sonra Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal Atatürk olarak 10 Kasım 1938’e kadar Türkiye’nin öncüsü, önderi, lideri olmuştur.

Büyük Devrimci Önder Atatürk, cumhuriyetin ilânından neredeyse ölümüne kadar yurt seyahatlerine çıkmış, Türkiye’nin her bölgesine, şehrine, kasabasına hattâ köylerine kadar ziyaretlerde bulunmuştur. Bu yurt seyahatlerinin, ziyaretlerin çeşitli nedenleri ve amaçları vardır. Bunlardan en önemlileri yapılacak devrimler için nabız yoklamak, halkı aydınlatmak, kamuoyu oluşturmak ve yaşama geçirilmiş devrimleri benimsetmek; ayrıca halkın dertlerini yerinde kendilerinden dinlemek, eksiklikleri yerinde görmek ve bunların giderilmesi için görüş bildirmek ve de çözümlenmesi için gerekli talimatları vermek; halkıyla bütünleşmek, halkın yaşam ve geçim koşullarını ikinci ağızlardan duymak yerine aracısız görmek yoluyla öğrenmek; fabrika ve demir yolu açılışlarında bulunmaktır.

Atatürk, 1937’nin Kasım ayında çıktığı büyük yurt seyahatine 12 Kasım 1937 Cuma günü saat 17.50’de Ankara’dan, beraberinde Başbakan Celâl Bayar, İçişleri Bakanı ve CHP Genel Sekreteri Şükrü Kaya, Bayındırlık Bakanı Ali Çetinkaya ile Türkiye’nin ilk kadın savaş pilotu ve manevi kızı Sabiha Gökçen ile birlikte başlamıştır. Seyahatin güzergâhı 13 Kasım Sivas, 14 Kasım Malatya, 15 Kasım Diyarbakır, 17 Kasım Elâzığ, 18 Kasım Adana, 19 Kasım Mersin, 19 Kasım Konya, 20 Kasım Afyon üzerinden Ankara’dır. Bu arada kalınmadan içinden geçilen şehirler arasında Kayseri ve Tunceli de bulunmaktadır.

Atatürk’ün yurt seyahatlerinin bir nedeni de Cumhuriyet Devrimi’ne, millete, devlete, ülke bütünlüğüne kastetmeye yeltenen eşkıya hareketlerine, gerici ve bölücü isyanlara karşı bir yanıt; Türkiye Cumhuriyeti’nin dimdik ayakta olduğunu hissettiren bir gövde gösterisi niteliğindedir. 1937 Kasım’ında çıkılan seyahatin güzergâh ve zamanlaması göz önünde bulundurulduğunda böyle bir nitelik taşıdığı da ortaya çıkmaktadır ki, Atatürk bu seyahatine maiyetinde başbakanı, bakanları, komutanları, yetkilileri ve uzmanları, kısacası devlet erkânını alarak çıkmıştır. 

Bu son Kasım seyahatinden önce, 1937’nin ilk aylarından başlayarak genç cumhuriyete karşı emperyalistlerin desteğiyle Dersim İsyanı tezgâhlanmış ve çıkartılmıştır. Ancak Türk Ordusu’nun isyancıları tepelemesi, elebaşı Seyit Rıza’nın 13 Eylül 1937’de dayanamayıp teslim olması, yapılan yargılama sonunda idama mahkûm edilmesi ve 15 Kasım’da Elâzığ’da infaz edilmesi ile isyanın beli kırılmıştır. İşte Atatürk tam da bu gelişmelerin hemen ardından bu seyahate çıkmıştır.

Bu süreç, o dönemin Ulus, Tan, Akşam ve Cumhuriyet gibi gazetelerinde de ayrıntılı olarak yansıtılmıştır[1].

Atatürk’ün bu seyahatinde bir önemli özelliği daha vardır. Bilindiği gibi Atatürk’ün ölümüne neden olan hastalığı 1937 yılının son aylarında ortaya çıkmaya başlamış ve Büyük Önder bu seyahate hastalığının başlangıcını yaşayarak çıkmıştır. Bu durum Kadri Kemal Kop’un yazdıkları ve seyahatte çekilmiş fotoğraflar dikkatle incelendiğinde açıkça görülmektedir. Atatürk bu büyük seyahatte tek bir yerde çok kısa bir konuşma yapmıştır. Bu da 15 Kasım gecesi Diyarbakır Halkevi’nde yaptığı konuşmadır. Bunun dışında 16 Kasım 1937 günü Diyarbakır’da Türkiye’yi İran’a bağlayacak demiryolunun açılış töreninde de Atatürk’ün hiçbir nutku olmamış, O, töreni istasyona kadar getirilen trenin penceresinden seyretmiştir. Bu törende Abidin Özmen, Ali Çetinkaya ve son olarak da Başbakan Celâl Bayar’ın konuşmaları vardır. Ayrıca Kadri Kemal Kop’un kitapçığında ve o günlerin gazetelerinde yer alan fotoğraflarda Atatürk’ün ne kadar bitkin ve yorgun olduğu da hemen göze çarpmaktadır.

Büyük Önder’in bu son büyük seyahatine ilişkin bütün ayrıntıları yine o günün yukarıda da adı geçen Ulus, Tan, Akşam ve Cumhuriyet gazeteleri günü gününe kamuoyuna duyurmuştur. Diyarbakır’da geçirdiği saatleri de Kadri Kemal Kop’un Atatürk Diyarbakır’da[2] başlıklı kitapçığından öğrenebilmekteyiz.

Bütün bu ayrıntılar incelendiğinde en dikkat çekici olan taraf, Atatürk’ün gittiği her yerde büyük bir coşkunlukla karşılanıyor olmasıdır. Sözgelimi Ulus gazetesinde “Büyük Şef halk tarafından coşkun ve heyecanlı tezahürlerle [gösterilerle] karşılandılar” (Sivas, 13. 11. 1937), “Malatya halkı Büyük şefi candan tezahürlerle karşıladı”, “Büyük Şef’i aralarında görmekle tarif edilemez şevk ve heyecan içinde çırpınan bütün Malatyalılar, havanın yağışlı olmasına rağmen istasyondan şehre kadar üç dört kilometrelik şoseyi ve şehrin ana caddelerini doldurmuş, Atatürk’ün geçişlerinde “Yaşa, varol” haykırışlarıyla ve alkışlarla ortalığı çınlatmışlardır.”, “İstasyon civarını dolduran binlerce yurttaşın alkışları, candan tezahüratı ve selâm topları arasında saat 14.10’da Malatya’dan ayrıldılar.” (Malatya, 14. 11. 1937), “Diyarbakır baştan aşağı donandı halk sevinç tezahürleri yapıyor”, “Gerek güzergâhta gerek o binaların içinde bulunan binlerce vatandaş candan gelen tezahürlerle Atatürk’e tazim [saygı] ve tahassürlerini [özlemlerini] arz etmişlerdir.”, “Büyük Şef’in hükûmet konağına teşriflerini haber alan halk büyük bir tehalükle [büyük bir arzuyla] hükûmet bahçesini, caddesini ve bütün sokakları doldurmuştu. Atatürk hükûmet konağında iken ve buradan ayrılırken coşkun bağlılık ve sevgi tezahüratı yapılmış yolunun üzerine çiçekler serpilmiştir. (Diyarbakır, 15. 11. 1937), “Elazık [Elâzığ] ve Tunceli halkı Büyük Şef’i emsalsiz tezahürlerle karşıladılar”, “Elazık hakikî bir bayram yapıyor” (Elâzığ, 17. 11. 1937), “Şef istasyonlarda coşkun gösterilerle karşılandılar- Bütün Adana halkı Atatürk’ü alkışlamak için sokakta idi” (Adana, 18. 11. 1937). Diğer gazetelerde de bunun gibi çok cümlelere ve açıklamalara rastlamaktayız, ancak biz örnekleri burada sınırlıyoruz.   

Gazeteci, yazar ve bürokrat Kadri Kemal Kop 1900 yılında Bitlis’te doğmuştur. Liseyi bitirdikten sonra İstanbul’daki Askerî Baytar Mektebi’ne (Veteriner Okulu) girmiş, ancak I. Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine öğrenimini yarıda keserek doğu ve batı cephelerinde savaşmıştır. Hasan Tahsin’in katledilişinin görgü tanıklarından olduğu için Yunanlılar tarafından tutuklanmış, ancak firar ederek hapisten kaçmış, Mersin ve Hatay’a gitmiştir. Hakimiyet-i Milliye gazetesinde yazılar yazan İstiklâl Madalyası sahibi yazar, Bitlis Talebe Cemiyeti’nin kurucularından olup, Matbuat Umum Müdürlüğü’nde çalışmış, Devlet Bakanlığı Özel Kalem Müdürlüğü yapmış ve Türk basınındaki çalışmalarında 40. yılını doldurduğu için “Basın Şeref Üyeliği”ni kazanmıştır.Atatürk Ansiklopedisi’nin İzmir’in işgâline ilişkin bölümlerini hazırlayan yazarın, Araştırma ve Düşüncelerim başlıklı kitabından başka, Anadolu’nun Doğu ve Güneydoğusu, Atatürk Diyarbakır’da ve Millî Şef İnönü’nün Hitabe, Beyanat ve Mesajları başlıklı kitapları vardır. Yazar, 1975 yılında bir trafik kazasında yaşamını yitirmiştir[3].

Kadri Kemal Kop’un Atatürk Diyarbakır’da kitapçığındaki satırları baştan sona okuduğumuzda çok canlı bir anlatımla karşılaşırız. Yazar, Atatürk’ün Diyarbakır’a geliş yolundan başlayarak şehirde geçirdiği saatlerden ayrılışına kadar bütün olayları anı anına sanki bir vakanüvis gibi kaydetmiştir. Ayrıca kitapçığına bu seyahatle ilgili çok sayıda fotoğraf da koymuştur.

Ben bu kitapçığı, Atatürk’ün yaşamına ilişkin çok değerli bir belge olarak nitelediğimizden dolayı, ilk yayınlanışından 82 yıl sonra (2020’de) yeniden, pek çok yeni belge ve veri ekleyerek yayınladım.

Kadri Kemal Bey’in kitapçığını yeniden yayınlama aşamasında yazarın diline hemen hemen hiç dokunmadım. Çünkü yazarın dili bugün hâlâ pek çok kişi tarafından anlaşılabilecek düzeydedir. Bunun dışında Atatürk’ün Diyarbakır Halkevi’nde yaptığı konuşma ile önce Ulus gazetesinde, sonra da Kadri Kemal Bey’in kitapçığında yayınlanan seyahate ilişkin izlenimlerini de olduğu gibi aktardım, bugün artık kullanılmayan sözcüklerin karşılıklarını dipnotlarda gösterdim. Bundan başka başta Ulus, Tan ve Akşam gazetelerinden kitabımızın “Belgeler, fotoğraflar ve dönemin gazetelerinden haberler” bölümüne alıntılar yaptım, bu gazetelerden kesikler ve fotoğraflar aktardım.

Kadri Kemal Kop’un kaleminden Atatürk Diyarbakır’da kitapçığını temel alarak yayınladığım bu kitapta, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük devrimci önderliğini ve kişiliğini, O’nun hastalığının başında ve yorgun olmasına karşın Türkiye Cumhuriyeti’nin üstüne nasıl titrediğini, Türkiye’yi çağdaşlaştırmak için nasıl canını dişine taktığını ve arasız devrimleri nasıl yaşama geçirdiğini açıkça görüyoruz.

 

[1] Bk. Ulus, 13. 09. 1937, s. 1, 3; 15. 11. 1937, s. 1. Tan, 13. 09. 1937, s. 1, 10; 12. 11. 1937, s. 1, 9; 16. 11. 1937, s. 1. Akşam, 13. 09. 1937, s. 1-2; 15. 11. 1937, s. 1.

[2] Kadri Kemal Kop, Atatürk Diyarbakır’da, İstanbul, Cumhuriyet Matbaası, 1938. Kitapçığın dış kapağında yalnızca “Atatürk Diyarbakır’da”, iç kapağında ise “Atatürk Diyarbakır’da ve O’nun Hatıraları” yazmaktadır. 

[3] Kadri Kemal Kop’un özgeçmişi hakkında bilgiye yalnızca yazarın Araştırma ve Düşüncelerim kitabında rastladım ve buradan aktardım.

 

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar