Ankara
BIST3573.97
DOLAR18.5873
EURO18.1884
ALTIN1016.9
BTC/USD19653.16
Mehmet AKKAYA

Mehmet AKKAYA

Mail: [email protected]

Madenlerimizin satılmasında hukuksuzluklar

Madenlerimizin satılmasında hukuksuzluklar

ANAP’ın Fransızlara sattığı 5 Çimento Fabrikası için özelleştirmenin iptali hakkında açılan davada, mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verir. O dönemde iktidarda bulunan Demirel-İnönü Hükümeti bu iptal kararına uymazlar. Uymamakla da kalmazlar, 1990 yılındaki Yüksek Planlama kurulunun kararını dayanak kabul ederek 27 Nisan 1992’de, “mahkeme kararlarının ileriye ve geriye dönük işlem tesisine hukuken olanak olmadığı” şeklinde Bakanlar Kurulu Prensip Kararı alırlar. Karara, Başbakan Vekili olarak Erdal İnönü imza atmıştır.

49. Hükümet’in (Demirel - İnönü) bu prensip kararı, ardından gelen özelleştirmeci hükümetler için, hukukun çiğnenmesinin ve işgalin dayanağını oluşturdu. 50. Hükümet (Çiller - Karayalçın), 52. Hükümet (Çiller - Baykal), 53. Hükümet (Mesut Yılmaz), 54.Hükümet (Erbakan - Çiller) ve 55. Hükümete (Yılmaz - Ecevit – Sezgin) kadar sürdü.

55. Hükümet, yani ANASOL-D-C (ANAP-DSP-DTP ile CHP’nin dışarıdan desteklediği) hükümet, bu kez Bakanlar Kurulu kararına da gerek görmeden, Özelleştirme Yüksek Kurulu’na, “yargı kararlarının bu kuruluşların devir tesliminden sonra gelmesi nedeniyle uygulanamayacağı” şeklinde karar aldırırlar. 6 Aralık 1997 gün ve 97/66 sayılı bu kararı alan Özelleştirme Yüksek Kurulunun üyeleri şunlardı: Mesut Yılmaz (Başbakan), Bülent Ecevit (Başbakan Yardımcısı), Güneş Taner (Devlet Bakanı), Işın Çelebi (Devlet Bakanı), Zekeriya Temizel (Maliye Bakanı), Yalım Erez (Sanayi ve Ticaret Bakanı)

İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (İSMMMO) “Özelleştirme Anayasası’ adlı raporunda, özelleştirmeci hükümetlerin kendi kanunlarını bile çiğneyen tutumlarını şöyle anlatıyor:

“1998 yılında çeşitli kişi ve kuruluşlar tarafından özelleştirme uygulamalarına karşı açılan idari ve adli dava sayısı 695 iken 2007 yılına gelindiğinde devam eden idari dava sayısı 3 bin 391, adli dava sayısı 240 olarak tespit edildi. Sadece 2007′de açılan idari dava sayısı 268, adli dava sayısı 80 oldu. Özelleştirme uygulamalarına karşı açılan dava sayısı 2008′de özellikle dikkat çekti. 2008′de yıl bin 351 idari, 16 adli dava açıldı. Yargı her yıl belirli sayıda davayı sonuçlandırsa da açılan davaların hızına yetişemedi ve 2008′de devam eden idari dava sayısı 4 bin 543′e ulaştı.”[1]

ANAYASA DEĞİŞİKLİK PAKETİNE ÖZELLEŞTİRME DÜZENLEMESİ

Rapora göre, davalar sonucu Danıştay tarafından verilen yürütmeyi durdurma kararları ya da karar sürecinin uzaması, özellikle büyük çaplı özelleştirmeleri geciktirdi. Bu durum, AKP hükümetini harekete geçirdi. Özelleştirmelerin “istenmeyen engellere takılmasını” engellemek amacıyla 1990 yılında Anayasa Mahkemesi’nden dönen düzenleme bu kez Anayasa değişikliği olarak gündeme getirildi. Hükümet, hazırladığı 23 maddelik Anayasa değişiklik paketinin içine mevcut düzenlemede bulunmayan, “Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimiyle sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz” cümlesini ekledi. Hükümet, paketin 12. Maddesindeki bu adımı ile, idari yargının özelleştirme ihalelerinde “yerindelik denetimi yaparak, süreci geciktirmesini” ve bu denetime dayanan “kamu yararı” gerekçeli iptal kararlarını engellemiş olacaktı.

Daha 1998 yılında, kurumların satışı hakkında açılan iptal davası sayısı 695 idi. 695 ayrı satışta usulsüzlük iddiasıydı bu.

2007 yılında idari dava sayısı 3 bin 391’e, adli dava sayısı 240’a çıktı.

2008’de idari dava 4 bin 543 oldu.

2009 yılı başında ise 5 bini aşmıştı.

Usulsüzlük diz boyu idi artık.

İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, özelleştirmenin hukuki bilançosuna bakıldığında, sonu gelmeyen bir tablo olduğuna dikkat çekiyor;

“Adli ve idari dava sayısı ÖİB kayıtlarına göre 2009 başı itibarıyla 5 bini aştı. İşte bu davalar sonucu yargıdan çıkan bazı kararlar, pek çok satış işleminde ya süreci uzattı ya da iptallere neden oldu. Özellikle, ‘kamu yararı’ bulunmadığı gerekçesiyle verilen yürütmeyi durdurma ya da iptal kararları 1986-2010 yılları arasında iktidara gelen tüm hükümetlerin canını sıktı. AKP hükümeti, ’sorunu’ kökten çözüyor. Ancak, yapılan işlemde kamu yararı bulunup bulunmadığını kim, nasıl denetleyecek”[2]

“YARGI KARARLARI SİYASİLER VE BÜROKRATLAR TARAFINDAN ÇİĞNENDİ”

Danıştay tarafından onaylanan, aralarında TÜPRAŞ, Kardemir gibi kuruluşlarla ilgili alınmış bu yöndeki onlarca kararın, hükümetler tarafından “fiili imkansızlık” ya da “prensip kararlarıyla” uygulamaya konulmadığını anımsatarak, şu değerlendirmeyi yapıyor:

 “Diğer bir ifadeyle, vatandaşın uymaması halinde hapis ya da para cezalarıyla karşı karşıya kalacağı yargı kararları siyasiler ve bürokratlar tarafından çiğnendi. Ancak, siyasiler dokunulmazlık zırhları, bürokratlar ise siyasilerin güvenceleriyle soruşturma ve yargı süreçlerinden kurtuldu. Deyim yerindeyse bu konudaki yargı kararları yürütme için geçerli olamadı. İdari yargının ‘yerindelik yetkisi’ kullanarak verdiği bu kararlar ilk olarak 1990 yılında dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından engellenmeye çalışıldı. Özal hükümeti Danıştay Kanunu’nda değişiklik yaparak Danıştay’ın tüzük incelemelerinde sadece ‘kanuna uygunluk’ denetimi yapacağı, ‘yerindelik denetimi’ yapamayacağı hükmünü getirdi. Fakat bu düzenleme Anayasa Mahkemesi’ne takıldı. Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bu karar sonraki yıllarda bu yönde yasal düzenleme yapılmasının önüne geçmiş oldu. Ta ki, Türk Telekom, Petrol Ofisi, Tüpraş gibi dev özelleştirmeleri gerçekleştiren AKP iktidarına kadar bu konuda yeni bir girişim olmadı. AKP hükümeti, elde kalan enerji, kamu bankaları, milli piyango idaresi devasa ihalelerde olası ‘yargı engellerini’ ortadan kaldırmak için Özal’ın 1990 yılında yasal düzenlemeyle yapamadığını, Anayasa değişikliğiyle yapmak üzere kolları sıvadı.”[3]

55. Hükümetin başlattığı bu hukuk dışı tavrı Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı haline getirmesini, 56. Hükümet (Mustafa Bülent Ecevit - 11.01.1999 - 28.05.1999), 57. Hükümet (Bülent Ecevit - Devlet Bahçeli - Mesut Yılmaz-28.05.1999 - 18.11.2002), 59. ve 60. Hükümet de (Recep Tayyip Erdoğan da 14.03.2003 - …) sürdürdüler.

İşgal, yargı kararlarını uygulamama ve kamuyu bilerek zarara uğratma suçu devam etmektedir ve suç nedeniyle kamunun uğradığı zarar giderek artmaktadır. Danıştay 10. Dairesi, E:2002/4061, K:2004/5219 sayılı kararında hükümetleri “hukuku çiğnememeleri” yönünde uyarıyor.

“Bakanlar Kurulunun iptali istenen, 27.04.1992 tarihli kararı ile bu kararda sözü edilen, kesinleşmiş yargı kararlarının uygulanmamasını öngörür nitelikte bir prensip kararı alınması açıkça hukuka aykırı bulunmaktadır.

“...Bu sebeple, iptal hükmü idareye, iptal edilen tasarruftan, buna dayanan ve bağlı olan tüm tasarruflardan doğan sonuçları ortadan kaldırarak, bu işlemler hiç tesis edilmemiş gibi eski durumu tamamen tesis ve idame etme görevini yüklemektedir. İdare bu görevi hiçbir sebep ve bahane ile yerine getirmekten kaçınamaz”[4]

Yine tınmadı Hükümetler ve işgaller devam etti. Oysa anayasa da çok açıktı;

“Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” [5]

Danıştay’ın bu uyarıcı kararını da görmezden geldiler. Bu kez Danıştay’ın elini kolunu bağlama girişimleri başladı.

AKP hükümeti, Danıştay’ın “yerindelik denetimi yetkisini” yok etmek istedi. Ama girişim Anayasa Mahkemesi’nden (AYM) geri döndü. Bu kez de Anayasa’nın dayanağını ortadan kaldırmak istediler. “Yargı yetkisi, idarî eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimiyle sınırlı olup, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamaz” şeklinde bir madde eklediler.

İdari yargının “yerindelik” yetkisini ilk olarak 1990 yılında Turgut Özal sınırlamaya çalışmıştı. Danıştay Kanunu’nu değiştirerek, Danıştay’ın tüzük incelemelerinde sadece “kanuna uygunluk” denetimi yapacağı, “yerindelik denetimi” yapamayacağı hükmünü getirmişlerdi. Fakat bu, Anayasa Mahkemesi’nce reddedilmişti.

Bu kez AKP, Özal’ın 1990 yılında yasayı değiştirerek yapamadığını, Anayasa değişikliğiyle yaptı. Danıştay’ın yerindelik denetimi yetkisini ortadan kaldırdı.

Sıra özelleştirmelerle ilgili mahkeme kararlarına gelmişti.

AKP’nin torba yasaları bir kez daha devreye sokuldu. Devlet alacaklarının tahsili hakkındaki yasa tasarısına, satışları mahkemece iptal edilenlerin geri alınamayacağına dair madde sokuşturdular, hukuku çiğnemeyi bu kez Meclis eliyle yaptılar. Meclis’ten çıkan haliyle, mahkeme kararına uyulup uyulmayacağı yetkisi hükümetin keyfiyetine bırakılıyordu.

Anayasa Mahkemesi, 27 Mart 2014 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan, 3 Ekim 2013 Tarihli ve E: 2012/73, K: 2013/107 Sayılı Kararı ile “fiili imkansızlık” gerekçesiyle mahkemelerin özelleştirmeyi iptal eden hükümlerinin uygulanmayacağı yönündeki Meclis kararını iptal ediyor ama kararı uygulama yetkisini cumhurbaşkanına veriyor.

Böylece, özelleştirilmeleri usulsüz yapıldığı mahkemelerce de tespit edilen kurumların işgali hukuki dayanak da bulmuş oldu. Sonuç olarak 1992 yılından beri hükümete gelen DYP, SHP, CHP, ANAP, MHP, RP(SP), DSP ve AKP, geri alınmasına fiili imkânsızlık olduğu şeklindeki karara rağmen, hukuken tespit edilmiş olarak kamu kurumlarına karşı işgal suçu işlerdiler. Ve devam eden bu işgal suçu toplum nezdinde temizlenmiş değildir.

Gelin işgal edilen kurumlarımızdan sadece konumuzla ilgili olanlara, madenlerimize ve madenlerle ilgili işletmelerimize birlikte göz atalım;

FİİLEN İŞGAL ALTINDAKİ MADENLER VE İLGİLİ İŞLETMELER

Şimdi, işgal suçunun, kamuyu zarara uğratma ve yargı kararlarını uygulamama suçunun işlendiği kurumları sunuyorum.

FRANSIZLARA VERİLEN 5 ÇİMENTO FABRİKASI

Ankara Çimento Fabrikası,

Balıkesir Çimento Fabrikası,

Pınarhisar Çimento Fabrikası,

Söke Çimento Fabrikası ve

Afyon Çimento Fabrikası’nı Fransız SCF firmasına sattılar. 1991 yılında satışlar kesinleşmiş şekilde iptal edildi. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, kendi internet sitesinde çimento fabrikalarının satışı ile ilgili bölümde kendi kanunsuzluklarını şöyle anlatıyor;

‘‘Satış sözleşmesinde satılan hisselerin en az %40'ının, satış tarihinden itibaren 5 yıl içinde SCF tarafından halka arz edileceği hükme bağlanmıştır. Ancak satış işlemi Danıştay'ın 25.12.1991 tarihli kararı ile iptal edilmiştir, daha sonra Bakanlar Kurulu tarafından 27.4.1992 tarihinde söz konusu kararın geriye yürütülemeyeceği konusunda prensip kararı alınmıştır. Bu nedenle, satılan hisselerin halka arzı işlemi 27.4.1992 tarihinden itibaren 5 yıl içinde gerçekleştirilecektir.’’  

KÜMAŞ

Kütahya Manyezit İşletmesinin internet sitesinde maden şöyle anlatılıyor;

“KÜMAŞ Manyezit Sanayi A.Ş. Kütahya-Eskişehir-Bilecik üçgeninde yer alan doğal manyezit cevherini, sinter manyezit, bazik refrakter tuğla ve harç üreterek Türkiye ekonomisine kazandırmak, demir-çelik, çimento vb. sektörlerin ithalat bağımlılığını kesmek ve bu alandaki ihracatı başlatmak amacıyla 1972 yılında halka açık bir anonim şirket olarak kurulmuştur. 1976 yılında sinter manyezit üretimine başlaması, 1990 yılında kurulan tuğla fabrikası ile entegre kuruluş haline gelmesi ve 2008’de fused manyezit üretimine başlaması ile büyüme serüvenini devam ettirmiştir.”[6]

Stratejik değerde bir maden işletmesi yani…

Manyezit madenini 05 Eylül 1995 tarihinde 108 milyon 100 bin dolara Zeytinoğlu Holdinge satıyorlar. 54 milyon doları satış sözleşmesi imzalandığında, kalanı bir yıl sonra ödeyecektir.

KÜMAŞ’ın devlet bankalarında 40 milyon dolar nakit parası vardır. Peşinatın ödenmesinden bir gün önce emir ile işletmenin devlet bankalarındaki 18 milyon dolarlık nakdi çekilerek Zeytinoğlu’na ait ESBANK’a yatırılır.

Zeytinoğlu devlet bankalarından aldığı 28 milyon dolar kredileri de üstüne koyarak cebinden bir kuruş çıkmadan KÜMAŞ’ın sahibi olur.

Ancak mahkeme, bu satışı 16 Eylül 1997 tarihinde kesinleşmiş şekilde iptal eder. Bu yeni duruma göre Holding’in KÜMAŞ’taki varşığı hukuken işgalciye, kurumu geri almayan Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve iktidar da hukuken işgal ettirene dönüşmüştür.

“Fiili imkansızlık” dediler, ama bu durum 1997 yılından beri KÜMAŞ’ın toplum vicdanına göre işgal altında olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Zeytinoğlu KÜMAŞ’ı, Ülker grubunun Yıldız Holding’ine satar Yıldız Holding de 2021 yılı başında OYAK’a, ERDEMİR’e satar.

KARABÜK DEMİR ÇELİK FABRİKASI

KARDEMİR, 1937’de Sovyetler Birliği’nin desteği ile kurulan Cumhuriyetin ilk ağır sanayilerinden biri.

1995 yılında 1 TL’ye Kardemir işçilerinin vakfına verildi. Ancak hemen ardından ithal demire sağlanan kolaylıklar ile iflasına çalışıldı ve hisselerini borsaya çıkararak işçilerin elinden alınmaya çalışıldı. Öyle de oldu sonuçta. İşçilerin elinden aldılar.

İşçi Partisi İl Başkanı Ali Açıkgöz’ün satışın iptali hakkında açtığı davada mahkeme Açıkgöz’e hak verdi ve satışın iptali 2002’de Danıştay tarafından da uygun görülerek kesinleşmiş oldu.

Ancak o süreçte üç aile şirketi, borsa oyunları ile işçilerin hisselerini toplayarak yönetim kurulunu ele geçirdiler. Bu durumda Kardemir’in satışı hukuken geçersiz, yönetim kurulu koltuğunda oturanlar da hukuken işgalci olmuşlardı.

Ancak yönetim kurulu koltuğunda bulunmaları bile hukuksuzken, 2010 yılında KARDEMİR işçilerinin sendika değiştirmelerini engellemek isteyen işveren koltuğunda oturanlar, 307 işçinin işine son vermişlerdi.

ETİ BAKIR İŞLETMESİ

Eti Bakır İşletmesi 2004 yılında Cengiz Holding’in CE-KA şirketine satılıyor.

İktidar Cengiz Holding’e sadece ETİ Bakır işletmesini değil, ETİ Alüminyum’u, Eti Bakır A.Ş. Samsun tesislerini ve 2006 yılında Eti Bakır’ın Murgul işletmesini, 2007 yılında ise Halıköy tesisleri ikram etti.

Cengiz Holding ETİ Bakır’ı ele geçirmenin hemen ardından sendikanın toplu sözleşme yetkisini düşürmek için büyük bir saldırı gerçekleştirmiş, çok sayıda işçiyi işten atmıştı.

Yetkili sendika T. Maden-İş’in açtığı dava ile özelleştirme iptal edildi. Buna rağmen, CE-KA işgalciliğine yeni ortaklar kazanarak, işletmeyi taşeronlara verdi.

Taşeronların ve işverenin iş güvenliğini hiçe sayan gözü doymaz yönetimleri sonucu 2012 yılında  17 işçi göçük altında kalarak hayatını kaybetti.

İstanbul Sanayi Odası’nın açıkladığı Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu listesinde 2016 yılında 254. sırada yer alan Eti Bakır A.Ş., Samsun, Küre, Murgul, Halıköy ve Espiye işletmeleri ile kesinleşmiş mahkeme kararına rağmen işgal altındadır.

SEYDİŞEHİR ALÜMİNYUM TESİSLERİ

Boksit cevherinden alüminyum uç ürünleri üreten yegane entegre tesis olan Eti Alüminyum tesisleri, 13 Ağustos 2003 tarihinde özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınmış, 2005 yılında da satılmıştı.

Cengiz Holding’e verilen ilk kamu kurumlarındandır.

Bu tarihten itibaren Seydişehir çalışanları ve halkı, son güne kadar özelleştirme karşıtı eylemlere örnek olacak büyük bir mücadele yürüttü.

Türkiye’nin kamudaki tek alüminyum fabrikası olan Seydişehir Alüminyum Tesisleri, Alüminyum madeni, Antalya Limanı ve bunlara ek olarak hediye edilen Oymapınar Barajı’nın topyekün özelleştirmesi hakkında TES-İŞ Sendikasının başvurusu üzerine 2006 Haziran ayında mahkeme, özelleştirmeyle ilgili olarak yürütmeyi durdurma kararı verdi.

TES-İŞ, Oymapınar Hidroelektrik Santrali’nin bedelsiz olarak devredildiği Seydişehir Eti Alüminyum Tesisleri’nin blok satış yoluyla özelleştirilmesine karşı çıkmış, satış kararının iptali için Danıştay’a dava açmıştı.

1984 yılında 29 milyar TL’ye kurulan Oymapınar Barajı ve santrali, yap işlet devret modeliyle değeri bugün 1 milyar doların üzerindedir. Her biri 135 mw kurulu gücünde dört üniteden oluşan ve yılda ortalama 1620 kwh elektrik üretme kapasitesinde kurulu gücü bulunan bir hidroelektrik santrali. Bilançolara 2004 yılı karı 191 trilyon TL olarak yansımışken, bedelsiz olarak 49 yıllığına özelleştirme kapsamında bulunan Seydişehir Eti Alüminyum A.Ş’ye devredildi. Bu bedelsizleştirme ile “yok saymanın” ilk adımı atılmıştı. Seydişehir Eti Alüminyum A.Ş. yüzde 100 blok satış yöntemiyle 280 milyon dolara Mehmet Cengiz’in Cengiz Holding’ine verildiğinde Oymapınar tamamıyla “yok” olmuştu.

Danıştay 13’ncü  Dairesi, TES-İŞ’in açtığı dava üzerine Seydişehir ETİ Alüminyum Tesislerinin özelleştirilmesine ilişkin ihale şartnamesi ve ihale komisyonu kararıyla nihai satışı uygun bulunan 25 Temmuz 2005 tarihli Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararını iptal etti.

Danıştay 13’ncü Dairesi,  TES-İŞ’in açtığı davaya ilişkin 27. 11. 2007 Tarih Ve 2007/7894 No’lu İptal Kararını ise 8 Şubat 2008 günü açıkladı.

Tes-İş Sendikasının açtığı davanın dışında açılmış davalar da vardı.

TMMOB Metalurji Mühendisleri Odasının ve KİGEM’in birlikte açtığı davayı Danıştay ayrıca görüşerek Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK)'nun 13.08.2003 tarih ve 2003/49 sayılı kararı ile özelleştirme kapsam ve programına alınan ve ÖYK' nın 06.04.2005 tarih ve 2005/45 sayılı kararı ile özelleştirme yöntemi belirlenen Eti Alüminyum A.Ş.'de bulunan %100 oranındaki kamu payının "satış" yöntemiyle blok hisse satışı şeklinde özelleştirilmesini teminen 17.06.2005 tarihinde yapılan ihalede nihaî tekliflerin ve değer tespit sonuçlarının değerlendirilmesi sonucu ihale şartnamesi çerçevesinde satılmasına ilişkin 25.07.2005 tarih ve 2005/84 sayılı özelleştirme Yüksek Kurulu kararının iptali ve yürütmenin durdurulması istemli” davasında Danıştay 13. Dairesi 27.11.2007 tarih ve 2007/7898 no.lu kararı ile ETİ ALÜMİNYUM A.Ş.nin özelleştirme işlemini iptal etti.

Böylece iki ayrı dava sonucunda iki ayrı kesinleşmiş iptal kararı oluştu.

Ancak, satışı iptal edilen kurumlarda olduğu gibi bu kurumlar için de, ne iktidar kurumu geri almaya niyetlendi, ne de yargı kararına göre fiilen işgalci durumuna düşmüş olanlar yargıya saygı göstererek kurumu iade etmeyi düşündü.

ERDEMİR

2006 yılında Erdemir tek başına satılmamıştı.

İSDEMİR vardı.

Divriği ve Hekimhan Demir Madenleri vardı.

Kırıkkale Dikişsiz Çelik Boru Fabrikası vardı

Ereğli ve İskenderun Limanları vardı.

ERDEMİR’i alan hepsini birlikte alacaktı.

OYAK’a satıldı.

Makine Mühendisleri Odası iki ayrı dava açtı. İkisi için de mahkeme önce yürütmeyi durdurma kararı verdi. Sonra da satış iptal edildi.

Özelleştirmeyi iptal ettiren Makine Mühendisleri Odası’nın 01 Mayıs 2008 tarihindeki “Danıştay Erdemir Özelleştirmesinde Satışa Onay veren özelleştirme Yüksek Kurulu Kararını İptal Etti” başlıklı açıklamasında şöyle denmektedir.

“ERDEMİR’in özelleştirilmesi sürecinde Rekabet Kurulu Kararı’nın devire izin veren kararına karşı Makine Mühendisleri Odası’nın açtığı davada, söz konusu izin kararının önce  yürütmesi durdurulmuş, yapılan yargılama sonunda da iptaline karar verilmiştir.

Danıştay 13. Dairesi’nce yine Rekabet Kurulu’nun devire izin kararına dayanılarak tesis edilen ve Erdemir’in özelleştirilme suretiyle satışına onay veren Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı’nın da iptaline karar veriyor.

Karar, “devire izin veren ilk Rekabet Kurulu kararının yürütmesinin durdurulması üzerine Rekabet Kurulu’nca yeni bir karar tesis edilmiş olmasına karşın, sonradan alınan Rekabet Kurulu Kararı’nın dava konusu Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı’nı hukuka uygun hale getirmesinin sözkonusu olamayacağı gerekçesine yer verilerek, Erdemir’in  özelleştirme yoluyla satışına onay veren Özelleştirme Yüksek Kurulu Kararı’nın iptaline” hükmediyor

Danıştay’ın bu kararı ile ERDEMİR’e ilişkin  özelleştirme sürecinde tesis edilen işlemlerden biri ortadan kalkmış ve ERDEMİR’in devri yasal dayanaktan yoksun kalmıştır.”[7]

OYAK gibi ordu ile bağlantısı bilinen bir kurum bile hukuku dikkate almamış, yargı kararının gereğini yaparak satın aldığı kurumları iade etmemiştir.

*

Yargı kararları ile satışlarında usulsüzlük tespit edilerek özelleştirmelerin kesinleşmiş yargı kararı ile iptal edildiği kamu kurumları sadece madenlerimiz ve madenlerle ilişkili fabrikalarımız değildi. Orman işletmeleri Sümerbank’ın dokuma fabrikaları, Türk Hava Yollarının yerüstü ve uçuş hizmetleri, Petlas ve daha başkaları…  Tam 59 kurum ve işletme… Ancak yukarıdaki bölümlerde aktardığımız gibi, “bütün bu yasa dışılıklar,

satışlar usulsüz de olsa geri almak fiilen imkansızlaştı” şeklindeki TBMM kararı ile işgallerin üzeri örtüldü.

Devam edecek…

[1] İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (İSMMMO) “Özelleştirme Anayasası’ I (09.05.2010)

[2] https://archive.ismmmo.org.tr/docs/yayinlar/kitaplar/2010/10_8%20ozellestirme.pdf

[3] İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası’nın (İSMMMO) “Özelleştirme Anayasası’

[4] Danıştay 10. Dairesi, E:2002/4061, K:2004/5219 sayılı kararı

[5] T.C Anayasa / Madde 138

[6] http://www.kumasref.com/biz,KT_379.html

[7] https://enerji.mmo.org.tr/2018/07/23/danistay-erdemir-ozellestirmesinde-satisa-onay-veren-ozellestirme-yuksek-kurulu-kararini-iptal-etti/

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar