Makûs kaderi değiştirmek aydın olmayı gerektirir!

Makûs kaderi değiştirmek aydın olmayı gerektirir!
Kader Yılmaz yazdı; Makûs kaderi değiştirmek aydın olmayı gerektirir!

Merhaba; bugün de dünya edebiyatı romanlarını incelemeye devam etmek istiyorum. Daha önce söyledim, yine söyleyeyim; ben eleştirmen değilim, iyi bir okuyucu olmaya çalışıyorum.

Amacım Türkiye ve dünya romanlarına farklı bir bakış açısıyla bakmak. Geçmişte ve bugünde bende yer etmiş, düşünmeme, sorgulamama neden olmuş romanları dile getirmek…

Yazacak o kadar çok şey var ki, dile getirmek istediğim. Nereden başlayalım? Evet, hiç unutmadığım Frank McCourt' un Angela'nın Külleri kitabı… Biraz eski ama kült olmuş( !), raflardan inmeyen roman Angela'nın Külleri..

Hatırlıyorum, kitap ilk çıktığı zaman (1996 ) dünyayı sallamış, olay olmuştu. Amerikan edebiyatına ve dünya edebiyatına yeni bir soluk getirdiği söylendi. Kitap benim bildiğim 18. baskıyı yaptı. Bu rakam bir roman için çok iyi bir rakam..Hala satılıyor olması ve hala okunuyor olması kitabı daha önemli kılıyor.

Hemen belirteyim, kitap iki cilt. “Angela'nın Külleri Umuda Yolculuk" ikinci cildin adı. Meraklısına hemen söyleyeyim, kitabın filmi çekilmiş. Yazar başta Pulitzer Ödülü olmak üzere birçok ödül almış. Peki kim bu Angela'nın Külleri yazarı Frank McCourt?

Frank McCourt, 19 Ağustos 1930 yılında New York,  Brooklyn'de doğmuş. Küçük yaşta ailesi ile birlikte İrlanda'ya geri dönmüş ve 11 yaşında iken babası onları terk etmiş. 19 yaşında New York'a gittikten ve askerliğini yaptıktan sonra yarım kalan eğitim hayatına New York Üniversitesi’nde devam etmiş.

Yazarımız hakkında bu kısa bilgiden sonra Angela'nın Külleri'ni tanıtalım. Kitap yazarımızın hayat hikâyesi aslında. Her anı, her acısı ve hayatla mücadelesi… Bence  kitabı güzel kılan da bu.

İrlanda'nın Limerick kentinde yaşayan Frank,  dört çocuklu bir ailenin ferdidir. Ekonomik kriz nedeni ile Amerika' ya göç eden ailesinin ilk çocuğu olarak dünyaya gelir. Frank'in doğumundan sonra yine ekonomik sıkıntılar nedeni ile İrlanda'ya göç ederler. Babası işsiz olduğundan ve çalıştığı zamanlarda da aldığı parayı içkiye yatırdığından aile birçok sorun yaşar. Annesinin çocuklara bakacak parası olmayıp çoğu zaman derneklere gidip para dilenir. Kimi zamanda rahiplerin evine gider ve onların kalan yemeklerini eve getirir. Olaylar her seferinde böyle tekrar eder. Akrabalarının ve komşularının umursamazlığına katlanarak bir hayat geçirir ve okulda da birçok sorun yaşar. Aile çoğu zaman babanın işsizlik sigortası ile geçinir ve baba bu parayı eve getirmediğinden iki kardeşini açlık ve sefaletten dolayı kaybeder. Bir süre sonra bir kardeşi daha olur. Babası Fank'e annesine bebekler getiren meleğin hikâyesini anlatır. Sorumsuz bir baba olmasına rağmen Frank'e her zaman İrlanda'yı kurtaran Cuc Kulin’in hikâyesini anlatmaktadır. Frank bu hikâyelerle büyür ki dinlediği hikâyeler ileride hikayeci olmasını sağlayacaktır.

İlkokula başlayan Frank aynı dönemde gazete dağıtımı yaparak para kazanmaya çalışmıştır. Bu dönemde sürekli olarak çalışarak okuma çabası verir. Ortaokulu bitirdikten sonra Amerika'ya gitmeyi aklına koyar. Çünkü yaşadığı hayat koşulları onun gelişmesini engelleyecektir. Bu sürede postanede telgraf dağıtmaya başlar. Telgraf dağıtımı sırasında tefeci bir kadın ile tanışır ve bu kadın ile bir araya gelerek insanlara tehdit mektupları yazmaya başlar. Mektupların içeriği ise tefeci kadına olan borcun ödenmesidir. Bir gün yine bu kadının evine gittiği zaman kadını ölü bulur. Evi karıştırmaya başlar ve çekmeceden Amerika' ya gidebilecek kadar para ve borç defterini alır. Tefecinin eline düşmüş borçlu insanları kurtarmak için borç defterini yırtar. Amerika' ya biletini alıp gider. İşte tam da burada roman biterken Frank'i gemide görürüz. 

Ama gerçekte öyle midir? Ben yine her zamanki gibi aykırı olmaya devam edeyim izninizle. 

Bu müthiş roman( !) gerçekten müthiş midir? Bize vermek istediği mesaj nedir? Bize dayattığı nedir? Bir de bu açıdan ele alalım romanı.

Frank  gemide mutluluğa, özgürlükler ülkesine yelken açmıştır. O, Amerika'da makûs talihini yenecek, okuyacak, öğretmen olacak. Sonra büyük ve ödüllü bir yazar olacaktır. Amerika verecektir kendisine bütün bunları. Oysa romanın hiçbir yerinde Amerika'da eğitimin ücretli olduğundan bahsetmez. Yatmak için yeri nereden bulduğunun, karnını nasıl doyurduğunun önemi yoktur. O Amerika'dadır. Amerika fırsatlar ülkesidir. Bu fırsatları Frank'e de cömertçe sunmuştur.

Bunun yanında kendi ülkesi yoksullar ülkesidir. Kaderine terk edilmişler ülkesi. Bunu Frank'in yaşadığı yerden, geçtiği yollardan tutun da akrabalarının hayırsız olmasına kadar her anda bize hissettirir yazar. Yazarımızın İrlanda'da kalıp ülkesini ve kendi kaderini değiştirmek gibi bir düşüncesi hiçbir zaman olmamıştır. İrlanda demek alın yazısıdır, değişmez! Sorunlardan kaçmak, İrlanda'yı unutmak için yeterli olacaktır yazarımız için.

Başkaları o sorunları yaşayabilir, yazarımız kendini kurtarmıştır sonuçta. Amerika ona kollarını açmış, ödüllere boğmuş, romanları çok satmıştır. Romanı okurken ve bugün de aklıma mıh gibi çaktığım bir soru var. Sizinle de paylaşayım: Acaba Frank ünlü olduktan sonra İrlanda için ne yapmıştır?

Sorunun cevabini birlikte arayalım isterseniz. Son zaman edebiyatçılarımızda, aydınlarımızda dünya ve Türkiye genelinde bu bakış açısını görmekteyiz. Yaşadığımız ülke ve hayat çok kötü. Kurtuluş bu ülkede yok. Onun için Avrupa'ya özelde Amerika'ya gitmeli. Bir tek oralarda insanca yaşayabiliriz. Oralarda imkân var. Mücadele etmek için, bu ülke ve insanlarına değmez…

Diyeceksiniz ki; yazar kendi hikâyesini yazmış... Yaşadıkları gerçek...

Gerçekleri yazmak iyi de, çözümü ülkesinde değil de Amerika'da aramak… İrlanda'nın kaderi İrlanda'dan kaçmakla çözülebilir mi?

Evet, yazdıklarım yabancı gelmedi değil mi? Bugün ülkemizde de bizim gibi geri kalmış, geri bırakılmış ülkelerde de bu söylemi çokça duyuyoruz. Kendi ülkesinden umudu kesmiş aydın, yazar-çizer takımı bunlar. Bunlar bana göre halka önderlik edebilecek insanlar…

Söylemeye gerek yok ama söyleyelim, bu tür romanlar bilinçli yazılıyor. Amaç; Büyük Amerika! Özgürlükler Ülkesi Amerika! “Kurtuluş bir tek Amerika ile olur” düşüncesini bizim kafamızda yer ettirmek. Okuyucuya bu bilinci aşılamak. Okuyucuya kendini, ülkesini yetersiz hissettirmek… Mücadeleden, ülke olarak makûs kaderi değiştirmekten kaçmak...

Bunun için işte, sırf Büyük Amerika imajını vermek için bu romanlar, bu ödüller, “best-seller” listeleri, Nobeller. Oscar'lar... Bu büyük yalana inanmamız için her şey.

Yeter ki biz görmesini bilelim, değişir her şey. Değişir makûs denen kader! Ülkeler için de bizim için de…

Ve  MAKÛS KADERİ DEGİSTİRMEK AYDIN OLMAYI GEREKTİRİR!

Devamı gelecek...