Yavuz Alogan: Büyük bir tehlike karşısında birleşmek ve birleştirmek esastır

Yavuz Alogan: Büyük bir tehlike karşısında birleşmek ve birleştirmek esastır
Araştırmacı yazar Yavuz Alogan, ulusal birlikten, üniter devletten, yurttaşlık hukukundan, laik bilimsel eğitimden, millî ordudan yana olan kuvvetlerin bir araya gelerek ittifak oluşturmasının önemli olduğunu söyleyerek “Büyük bir tehlike karşısında birleşmek ve birleştirmek esastır” dedi.

Haber2021’in ‘Türkiye İttifakı’ ile ilgili başlattığı tartışma devam ediyor. Haber2021 olarak adına ‘Türkiye İttifakı’da denilen mevcut Cumhur ve Millet İttifakları dışındaki bileşenleri bir araya getirme seçeneğini farklı siyasi partilere, aydınlara sormaya devam ediyoruz.

Araştırmacı yazar, çevirmen Yavuz Alogan ‘Türkiye İttifakı’ ile ilgili Haber 2021’in sorularını yanıtladı.

Haber2021: Türkiye siyaseti, 16 Nisan referandumu ardından yapılan anayasa değişikliği ile fiili bir iki partili bir yapıya sıkışmış görünüyor. Bu durumu sosyalist siyasal hareketin olanakları bakımından nasıl değerlendiriyorsunuz?  

Yavuz Alogan: Türkiye siyasetinin bir iki sistem partisine sıkışmış olması muhtemel bir sosyalist siyasî harekete geniş bir mücadele alanı bırakmış olabilir.  Ülke tarihinde belki de ilk kez düzen partilerinin taban eğilimleri ile parti merkezlerinin siyaseti arasında zaman zaman yabancılaşma boyutuna varan bir farklılık  açıkça görülmektedir. Bu durum en azından  cephe siyaseti uygulamayı beceren bir sosyalist  hareketin bütün parti tabanlarına hitap edebilmesi gibi, geçmiş dönemlerde görülmeyen bir imkân yaratıyor.

Haber2021: Sosyalist hareketin siyasal bağımsızlığını koruması ve ülkeye bir seçenek sunması bakımından acil görevler sizce nelerdir?

Yavuz Alogan: Sosyalist hareketlerin her şeyden önce ortak bir programda birleşmeleri, başta HDP-PKK olmak üzere diğer bütün parti ve hareketlerden, para dağıtan yabancı ülke vakıflarından tam bağımsız olmaları, ortak program (asgari program) temelinde kendi aralarında sağlam bir ittifak kurmaları gerekir. Sosyalistler birlikte ne yapacaklarını, birlikteliklerinin hedefini ve sınırlarını, cephenin işleyiş biçimini  bilmeli ve ortaklaşa hazırlanan bir Tüzük’ün kurallarına itaat etmeyi kesinlikle taahhüt etmelidirler.

Haber2021: Siyasal konjonktürün sosyalist hareketin bağımsız bir çıkış için gerekli şartları sağladığını düşünüyor musunuz? Sizin açınızdan devrimci güç birliği çağrısı bir konjonktürel analizle mi bağlantılı yoksa genel bir ilkeden mi yola çıkıyorsunuz? Örneğin son yirmi yılda bu çağrının geçersiz olduğu bir seçim konjonktürü olmuş mudur?

Yavuz Alogan: Sosyalist hareketlerin hiçbiri son 35 sene içinde  ne tek başına ne de “bileşen”lerin olduğu çatı partileriyle varlık göstererek siyaset alanında etkili olabildi. Başta işçi sınıfı olmak üzere halkın hiçbir kesimi bu oluşumları görmemiştir, hatta varlığından bile haberdar olmamıştır.  Denilebilir ki Türkiye tarihinde ilk kez sol/sosyalist hareketlerin  Devlet ve burjuvazi için sorun teşkil etmediği bir dönem yaşanıyor. Bunun sebepleri elbette 1990’ların başından itibaren  sosyalist teori ve pratiğe sahip bütün unsurların dünyanın her yerinde yaşadıkları ağır var oluş krizinden henüz çıkamamış olmalarıdır. Türkiye özelinde baktığımız zaman “devrimci güç birliği” dediğiniz şey elbette mevcut siyasî konjonktürün dayattığı bir ihtiyaçtır.  Son 35 yıl içinde sosyalistlerin birlik çağrılarının neden başarılı olmadığını dikkatle çözümlemek gerekir. Her birleşme/ittifak vs çağrısı tarafların/grupların derin bir kimlik krizine gömülüp dağılmalarıyla sona ermiştir. Hiçbir seçim konjonktüründe sosyalist sol ne tekil partiler olarak ne de ortaklaşa başarı gösterebilmişlerdir. Kısmî başarıların diyalektiği mevcut konjonktürde bizi hiçbir yere götürmez.

Haber2021: Olası bir sol/sosyalist ittifakın asgari ilkeleri neler olmalıdır, hangi toplumsal kesimlerle bir araya gelmek hedeflenmelidir? Aynı anlama gelmek üzere bu ittifakta birleşilmesi mümkün olmayan eğilimler / kuvvetler nelerdir?

Yavuz Alogan: Olası bir sol/sosyalist ittifakın asgari  ilkeleri şunlar olmalıdır: tam bağımsız ve demokratik Türkiye ilkesi;  emperyalizmin yeni insan hakları tanımına uygun düşen her türlü etnik ve dinî örgütlenmenin kesin bir dille reddedilmesi, “yurttaşlık” kavramına kesin ve tartışmasız bağlılık; kuvvetler ayrımını esas alan, dinî, mezhebi ve etnik farklılıkları görmeyerek “yurttaş hukuku”nu temel alan laik, demokratik, sosyal hukuk Devleti ilkesinin savunulması; etnik, mezhebi ve dinî   gruplar dışında, toplumun farklı çıkar gruplarını ve sınıflarını temsil eden yurttaşlardan oluşan, temsil kabiliyetine sahip bir Kurucu Meclis’in toplanarak yeni bir Anayasa yapması (Türkiye’nin tanımlanması, örselenmiş kimliğinin tarihsel olarak belirlenmesi); başta laiklik olmak üzere Cumhuriyet Devrimi kanunlarının kuvvetle savunulması.

Bu elbette asgari bir kurtuluş programıdır. Bu program, mevcut koşulların devamı hâlinde Türkiye’nin İslam şeriatıyla yönetilen, parçalanmış (Avrupa özerlik şartıyla idarî olarak bölünmüş), ABD emperyalizminin taşeronu olarak faaliyet gösteren bir ülke olmasını önlemeyi amaçlayacaktır. Ulusal birlikten, üniter devletten, yurttaşlık hukukundan, laik bilimsel eğitimden, kendi iç hizmet yönetmeliği olan siyasetten arınmış askeriyeden (millî ordu) vazgeçilemez. Aydınlanma devrimini kuvvetle savunmak, milletin ümmete dönüşmesini önlemek gerekir. Sosyalizmi nasıl savunacağımızı, sosyalizmin tarihine ve geleceğine nasıl yaklaşmak gerektiğini elbette düşünüyoruz ve tartışabiliriz. Fakat büyük bir tehlike karşısında birleşmek ve birleştirmek esastır. Sonrasına bakarız.

Bu ilkeleri kabul eden bütün siyasî oluşumlarla, gruplarla, kuvvetlerle, geçmiş mensubiyetlerine bakılmaksızın ittifak kurulabilir. Kadroları olan, disiplinli, varlığını sokakta kanıtlayan, asgari hedefi kavramış sağlam bir cephe oluşmalıdır.