Yılanla Çuvala Girmek

Türkiye’nin Suriye politikasının hatta Akp dönemi Türkiye’nin dış politikasının özeti; yılanla aynı çuvala girmek.

Türkiye; Akp iktidarında Komşularla sıfır sorun noktasından, sorunsuz sıfır komşu noktasına getirildi. Bırakalım komşuyu bölgede dost ülke bırakmadılar. Emperyalistlerin dünyayı yeniden dizayn etme politikalarında koç başı olmayı kendilerine görev ve hatta onur payesi addettiler.

Libya gibi dost bir ülkeyi paylaşımdan pay alacağım hevesiyle düşman edinerek mevcut Kaddafi yönetimine açılan savaşta görev aldılar. Terör çetelerinin Libya’ya sokulmasına ön ayak oldular. Libya’daki teröristlerin Türkiye’nin pek çok şehrindeki özel ve resmi hastanelerde tedavi edilmesini sağladılar/göz yumdular. Dünya Türkiye’ye Kıbrıs Harekâtı nedeniyle ambargo uyguluyorken, ambargoyu delmek için Libya’dan havalanacak uçaklara sırtında malzeme taşıyan Muammer Kaddafi’yi emperyalistlerin beslemesi teröristlere parçalatanlara alkış tuttular. Bu teröristleri demokrasi havarisi gibi anlattılar, bunlara sahip çıktılar.

Benzer durum Suriye’de başlayınca yine aynı şekilde işgalcilerden yana tutum aldılar. Emperyalist saldırganların Suriye’ye sokacağı katillere yol verildi, kolaylık sağlandı. Bununla da yetinilmedi, ülkesini savunan Suriye halkı ve yönetimi düşman ilan edildi. Her ağızları açıldığında meşru Suriye yönetimine kin kustular. Hem de öyle böyle değil; hayattan kopuk, gerçeklerden uzak yalan ve iftiralarla ve tamamen kör mezhepçi bakış açısıyla emperyalistlerin safında ve hizmetinde yer aldılar. Şam’daki Emeviye Camii’nde namaz kılacaklar diye milyonlarca sivilin kadın, çocuk denilmeden katledilmesine ortak odular.

İşi o kadar ileri götürdüler ki, Suriye devletine karşı savaşması için ordu kurup adına da Özgür Suriye Ordusu dediler. ÖSO dedikleri terör çeteleri beraber hareket ettikleri IŞİD, El-Nusra, HTŞ gibi çetelerle tüm Suriye’yi kan gölüne çevirdiler. Daha düne kadar bölgenin istikrar ve komşuluk için yol göstericisi olan Türkiye, bölgedeki tüm istikrarsızlıkların merkezi, baş aktörü oldu. Hal böyle olunca bölgede yenilgiye uğrayan emperyalist batı çerini çöpünü toplayıp kaçınca işin faturası Türkiye’ye kaldı. Kapısında milyonlarca sığınmacı, sınırlarında binlerce terörist.

Pkk/Ypg tarafından ele geçirilen Ebu Ubeyde kod adlı İlyas Aydın’ın anlatımları yakalandığı dönemde basına yansımıştı. Özetle nasıl kullanıldıklarını, Suriye’ye nasıl taşındıklarını, kimler tarafından beslenip kollandıklarını ayrıntılarıyla anlatıyor. Aydın anlatımlarını “biz dünya istihbarat örgütlerinin gayrimeşru çocuklarıyız” diye özetliyor. Binlerce, on binlerce teröristin Suriye’ye nasıl sokulduğunu ayrıntılarıyla anlatıyor. Gelinen noktada ise bu teröristlerin çoğu Suriye devleti tarafından imha edildi ancak önemli bir bölümü ise civar ülkelere özellikle Türkiye’ye taşındı. Bir başka projede kullanılmak üzere bekletiliyorlar. Öyle ki iki Türk askerinin yakılarak infaz edilmesi için fetva veren terörist Gaziantep’te uzun süredir normal hayatına devam ediyordu. Bu durumdan istihbaratın haberi olmadığını kim iddia edebilir. Zaten olmaması da ayrı bir sorun.

Suriye’deki paralı terör çeteleri, istihbarat örgütlerinin o “gayrimeşru çocukları”; “madem bizi yarattınız, madem bizi kullandınız şimdi de koruyacaksınız” diyorlar. Ne yazık ki tarihi içinde yaratılan dış destekli karışıklıklarla mücadele ile geçmiş Türkiye, bugün komşusunda yakılmış ateşe odun taşımakla meşgul. Suriye devletinin talebi ile bölgeye gelen ve savaşa Suriye devleti lehine dahil olan Rusya, Suriye’nin kuzeyine doğru süpürdüğü bu çeteleri imha etmeye kalktıkça ses Türkiye’den geliyor. Yapılan müzakerelere Suriye devletini temsilen katılan Rusya’nın karşısında Türkiye oturuyor. Peki Türkiye kimi temsilen orada? diye sorarsanız, bölgesel çıkarları için diyecekler. Peki bu kirli savaşın, bu hayasız akının tarafı olan “ılımlı” muhalifleri kim temsil ediyor? Ya da bu “ılımlılar”ı -eli silahlı, insan kalbi yiyen, ağaçlara çocukları asan paralı katiller-kim koruyor, besliyor? Türkiye gibi bir ülkeyi kim, nasıl bu kirli savaşa taraf yaptı? Suriye’nin bölünmesi Türkiye’yi böler. Bu basit matematik denklemini anlamaktan aciz mi ülkeyi yönetenler? Yoksa bilinçli bir planın parçaları mı? Aslında cevabını herkes pekâlâ biliyor.

Libya’ya giren çetelere yol verip, alkış tutanlar; Kaddafi sonrası koca bir Doğu Akdeniz sorununu kucaklarında buldular. Kaddafi yaşasaydı, Libya bu hale getirilmeseydi bugün bu sorunla boğuşmak zorunda kalınmazdı. Katledilen binlerce insanı bir tarafa bırak, kaderiyle oynadığınız dost ülke halkını bir tarafa bırak, basitçe kendi çıkarın açısından bak bakalım ortaya çıkan manzara lehine mi?

Oturduğun sırça köşke bakmadan başkasının camına taş atmak denilir buna. Nihayetinde komşundaki fay hatlarına dokunur, farklılıkları kaşırsan sendeki fay hatlarının harekete geçmesinin de zeminini oluşturursun. Bir bakmışsın kör dövüşünün ortasında kalmışsın. Şu an itibariyle bulunduğun yer tam da orası. Varlığınız, her geçen gün hem bölge halkları hem ülkemiz halkı için yaşamsal tehlike hali almış durumda. Bu halk sizi ve varlığınızın vebalini artık taşıyamayacak durumda.

Başkasının yangınıyla evini ısıtıp yemeğini pişirenin abad olduğu görülmemiştir. Yılanla çuvala girenin ısırılması kaçınılmazdır.        

Yazarın Diğer Yazıları